Anasayfa » Etiket Arşivi: kanser

Etiket Arşivi: kanser

LENF BEZLERİNDE AĞRISIZ ŞİŞLİKLERE DİKKAT

Lenf bezlerindeki şişlik halk arasında ilk olarak lenfomayı akla getiriyor. Ancak boyunda veya vücudun herhangi bir yerinde lenf bezlerinde yaşanan şişliğin büyük bir çoğunluğu kanser dışı nedenlerden meydana geliyor. Yine de bu tür şişliklerde zaman kaybetmeden doktora başvurmak hayati önem taşıyor.

Bu belirtileri önemseyin

Lenfoma, lenf sisteminin hücrelerinde başlayan bir kanser türüdür. Lenf sistemi, vücudun enfeksiyon ve hastalıklarla savaşmasına yardımcı olan bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenfomanın en sık görülen belirtisi, lenf bezindeki şişlik yani lenf bezinin büyümesidir. Fakat lenf dokusu tüm vücutta bulunduğundan hemen hemen her yerde de başlayabilir. Bu nedenle hastalığın belirtileri, tutulan bölgeye ve organa göre değişiklik gösterebilir:

•Dalakta büyüme

•Ateş, gece terlemeleri ve nefes darlığı

•Halsizlik, yorgunluk, iştah ve kilo kaybı

•Özellikle kemiklerde ağrı ve karın ağrısı

•Kalıcı öksürük, inatçı kaşıntılar ve cilt döküntüleri

•Alkol tüketiminden sonra lenf bezlerinde ağrı

•Sık sık enfeksiyon geçirmek lenfomada görülebilen belirtiler arasındadır.

Şişlikten korkmayın ama ihmal de etmeyin

Boyunda 1 cm. kasık bölgesinde ise 2 cm. olan lenf bezleri normal kabul edilebilir. Bu boyutların üzerinde bir büyümede lenfoma akılda tutulması gereken bir hastalıktır. İster boyunda ister başka bir bölgede yaşanan lenf bezi şişliklerinde, hastaların kötü huylu bir tümörü düşünerek telaşlanması doğaldır. Ancak bu tür büyümelerin büyük bir çoğunluğu kanser dışı nedenlere bağlıdır. Lenf bezinde lenfoma haricindeki şişlikler; enfeksiyon, bağışıklık sisteminden kaynaklanan otoimmün hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar, romatizmal hastalıklar ve lenf dokusunu oluşturan hücrelerin içinde bazı moleküllerin birikiminden kaynaklanan depo hastalıklardan meydana gelebilmektedir. Lenf bezlerinde şişlik olması durumunda zaman kaybetmeden doktora başvurulması ve büyümenin nedeninin belirlenmesi gerekmektedir.

Lenf bezindeki şişlik ağrımıyorsa

Lenf bezindeki şişliklerin ağrıyla birlikte yaşanması hastaları daha fazla endişelendirmektedir. Ancak lenf bezi şişliklerinde ağrı genellikle enfeksiyon kaynaklıdır. Lenfomadaki şişliklerin büyük bir çoğunluğu ise ağrısızdır. 40 yaş ve üzerinde ortaya çıkan, ağrısız ilerleyen,haftalar veya aylardır geçmeyen, sert, birbirine yapışık, birden çok ve lastik kıvamında olan şişlikler lenfoma şüphesini artırmaktadır.

Tedavi hastaya göre planlanıyor

Lenfoma tedavisinde belirli standartlar olmakla birlikte, tedavinin planlanmasında hastalığın yaygınlığı, alt tipi, tümörün bazı biyolojik özellikleri ve kişinin genel sağlığı da dahil olmak üzere dikkate alınması gereken birçok faktör mevcuttur. Bu nedenle her hastaya göre tedaviyi bireyselleştirmek gerekebilir. Lenfoma tedavisinde; kemoterapi, akıllı moleküller denilen hedefe yönelik tedaviler, kök hücre nakli ve radyoterapi tedavileri uygulanabilmektedir.

TEMMUZ – AĞUSTOS 2020 FDA ONAYLARI

Tüm dünyanın covid-19 ile mücadele ettiği bu dönemde Hematoloji – Onkoloji alanında onay alan ilaçları sizler için derledik. Temmuz ve Ağustos ayının en önemli gelişmeleri miyelom, lenfoma ve MDS tedavisinde gerçekleşti.

FDA, nüks veya refrakter multipl miyelomu olan ve daha öncesinde 1-3 sıra tedavi alan yetişkin hastalar için deksametazon ile kombinasyon halinde carfilzomib (KYPROLIS, Onyx Pharmaceuticals, Inc.) ve daratumumab’ı (DARZALEX, Janssen Biotech, Inc.) onayladı (20 Ağustos 2020)

FDA, bir anti-CD38 monoklonal antikoru, bir proteazom inhibitörü ve bir immünomodülatör ajan dahil olmak üzere daha önce en az 4 tedavi almış, relaps veya refrakter multipl miyelomlu yetişkin hastalar için belantamab mafodotin-blmf’yi (Blenrep, GlaxoSmithKline) onayladı (5 Ağustos 2020).

FDA, gerek düşük dereceli lenfomadan kaynaklanan gerekse otolog kök hücre nakli için uygun olmayan başka türlü tanımlanmamış nükseden veya refrakter diffüz büyük B hücreli lenfoma (DLBCL) olan yetişkin hastalar için CD19’a yönelik bir sitolitik antikor olan tafasitamab-cxix’e (MONJUVI, MorphoSys US Inc.) hızlandırılmış onay Verdi (31 Temmuz 2020).

FDA, BRAF V600 mutasyon pozitif olan, rezekte edilemeyen (çıkarılamayan) veya metastatik melanomu olan hastalar için kobimetinib ve vemurafenib ile kombinasyon halinde atezolizumab (Tecentriq, Genentech, Inc.) tedavisini onayladı (30 Temmuz 2020).

Food and Drug Administration granted accelerated approval to brexucabtagene autoleucel (TECARTUS, Kite, a Gilead Company), a CD19-directed genetically modified autologous T cell immunotherapy, for the treatment of adult patients with relapsed or refractory mantle cell lymphoma (MCL). More Information.  July 24, 2020

FDA nükseden veya refrakter mantle hücre lenfoması (MHL) olan yetişkin hastaların tedavisi için CD19’a yönelik genetik olarak modifiye edilmiş bir otolog T hücresi immünoterapisi olan brexucabtagene otoleucele (TECARTUS, Kite, bir Gilead Company) hızlandırılmış onay Verdi (24 Temmuz 2020)

Food and Drug Administration approved an oral combination of decitabine and cedazuridine (INQOVI, Astex Pharmaceuticals, Inc.) for adult patients with myelodysplastic syndromes (MDS) including the following:  More Information. July 7, 2020

FDA, miyelodisplastik sendromlu (MDS) yetişkin hastalar için oral desitabin ve sedazuridin kombinasyonunu (INQOVI, Astex Pharmaceuticals, Inc.) onayladı (7 Temmuz 2020).

LENFOMAYI YENEN HASTALARDA KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ GELİŞME RİSKİ ARTIYOR

11 Temmuz’da online olarak “Leukemia&Lymphoma” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, lenfoma mağdurlarının uzun dönemde kronik böbrek yetmezliği (KBY) gelişimi için önemli ölçüde risk altında olduğu bildirildi.

Çalışmada, Washington DC’deki Medstar Washington Hastane Merkezi’nden ve Sanjal H. Desai ve meslektaşları, lenfoma mağdurlarında uzun süreli KBY paternlerini tanımlamak için tanı sırasında ve tanı sonrası 1., 2., 5. ve 10. yıllardaki glomerüler filtrasyon hızlarını (GFR) kaydettiler.

Araştırmacılar 397 hastadan (ortanca yaş, 55,3 yıl; %54 erkek; % 60 Afrikalı-Amerikalı), %42’sinde hipertansiyon, %15’inde diyabetes mellitus, % 3’ünde hiperürisemi, % 86’sında kemoterapi alımı ve %14’ünde tanı sırasında KBY olduğu saptandı. Hastaların yaklaşık 1/3’ünde (% 31) lenfoma tanısı konulduktan sonraki 10 yıl içinde KBY gelişti. Zamanla KBY gelişme olasılığında önemli bir artış kaydedildi. Bu oran 1. yılda %23, 10. yılda %41’e yükseldi. Araştırmacılar, GFR’de yılda 4,6 mL/dak düşüş gözlediler. KBY gelişiminde yaş, hipertansiyon, hiperürisemi ve diyabet hastalığının (genç hastalarda) belirleyici olduğu saptandı.

Araştırmacıların sunduğu bu bulgular, uzun süreli lenfoma mağdurlarında böbrek fonksiyonunun izlenmesi gereğini gösterdiği gibi, gelecekte lenfoma yı yenen hastalarda KBY’yi önleme stratejilerini tanımlamak için planlanacak olan ileriye dönük prospektif çalışmaların temelini de atmaktadır.

Kaynak:

Desai SH et al. Lymphoma survivors have an increased long-term risk of chronic kidney disease. Leuk Lymphoma 2020:1-8.

MİYELOPROLİFERATİF NEOPLAZMI OLAN HASTALARDA ENFEKSİYON RİSKİ ARTIYOR!

İsveç’te yapılan yeni bir çalışma, miyeloproliferatif neoplazmların (MPN’ler) artmış enfeksiyon riski ile ilişkili olabileceğini gösterdi. Çalışma “Leukemia” dergisinde yayınlandı.

Hematolojik kanserler genellikle enfeksiyon riski ile ilişkili olsa da, araştırmacılara göre MPN’lerle enfeksiyon riski arasındaki ilişkiye ait net bir veri bulunmamaktadır.

Mevcut çalışma MPN’li 8363 hastada 32.405 popülasyon tabanlı kontrol grubuna (n = 32.405) kıyasla enfeksiyon oranlarını değerlendiren eşleştirilmiş bir kohort çalışmasıdır. MPN’li hastalar İsveç Kanser Kayıtlarından tespit edildi ve her hasta karşılaştırma için Toplam Nüfus Kayıtları’ndan 4 kontrol ile eşleştirildi. Hastaneye yatışa neden olan enfeksiyonlar çalışmanın birincil sonlanım noktasını oluşturdu.

Herhangi bir enfeksiyona sahip olma için tehlike oranı (Hazard ratio=HR) MPN ile birlikte olmayandan 2.0 kat daha yüksekti (% 95 GA, 1.9-2.0). Enfeksiyon tipine göre MPN’leri olan HR oranı bakteriyel enfeksiyonlar için 1.9 (% 95 CI, 1.8-2.0), viral enfeksiyonlar için 2.1 (% 95 CI, 1.9-2.3) ve mantar enfeksiyonları için 2.9 (% 95 CI, 2.5-3.5) idi. Sepsis için, MPN’leri olan grupta HR oranı 2.6 (% 95 Cl, 2.4-2.9) saptandı.

MPN’nin alt tipi de enfeksiyon riski seviyesiyle ilişkili bulundu. Her biralt tip için enfeksiyon riski artmış olsa da, primer miyelofibrozis ile bu risk en yüksek düzeyde (HR, 3.7;% 95 CI, 3.2-4.1) saptandı. Polisitemi vera ve esansiyel trombositeminin HR oranları 1.7 idi.

2006 ve 2013 yılları arasında tanı konan MPN hastaları için yapılan tedavilerin analizinde, çalışma araştırmacıları enfeksiyon riski ile MPN’nin tedavi edilmemesi veya hidroksiüre, interferon-α veya anagrelid ile tedavi edilip edilmemesi arasında anlamlı bir ilişki bulamadılar.

Araştırmacılar, sonuç olarak, “MPN’li hastaların, özellikle primer miyelofibrozlu hastaların, genel populasyona kıyasla ciddi enfeksiyon riskinin önemli derecede yüksek olduğuna dair klinik olarak önemli bulgular sunduklarını” bildirdiler

Kaynak

Landtblom AR, Andersson TML, Dickman PW, et al. Risk of infections in patients with myeloproliferative neoplasms — a population-based cohort study of 8363 patients

[published online June 16, 2020]

. Leukemia. doi: 10.1038/s41375-020-0909-7

HAREKETSİZ KALMAK KANSER İLİŞKİLİ ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIYOR

JAMA Onkoloji dergisinde yeni yayınlanan bir makaleye göre, hareketsiz kalmanın kansere bağlı ölüm riskinin artmasıyla bağlantılı olduğu bildirildi. Çalışmanın En önemli bulgulardan birisi ise hareketsiz yaşam tarzına sahip hastalarda 30 dakikalık hafif ve orta yoğunluklu fiziksel aktivitenin kanser ilişkili ölüm riskini sırasıyla %8 ve %31 oranında azalttığı gösterildi.

Önceki araştırmalar, hareketsiz bir yaşam tarzına sahip hastalarda, kansere bağlı ölümler de dahil olmak üzere tüm nedenlere bağlı ölüm riski artışı ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, hastaların kendi günlük aktivitelerini raporladıkları ve daha objektif ölçümler kullanan prospektif çalışmalara ait veri bulunmamaktadır.

Bu çalışmada araştırmacılar, ABD’de orta yaşlı ve yaşlı yetişkinler arasında kansere bağlı ölüm riski ile birlikte, ivmeölçerle (akselometre) belirlenen hareketsiz geçirilen süre ile hareketsiz zamanın uzunluğu arasındaki bağlantıyı değerlendirdi. Dahil edilen tüm bireyler İnme Konusunda Coğrafi ve Irksal Farklılıkların Nedenleri olarak çevirebileceğimiz REGARDS çalışmasına dahil edilmiştir.

Bu çalışmaya alınan 8002 kişiden 3668’i (% 45.8) erkek, ortalama yaş 69.8 yıl ve 268’i (% 3.3) ortalama 5.3 yıllık takip döneminde kanserden öldü. Yaşlılık, erkek cinsiyet, sigara içme durumu ve siyah ırk olmanın her biri bağımsız olarak artmış ölüm riski ile ilişkiliydi, ancak eğitim düzeyi, ikamet bölgesi ve alkol tüketimi arasında herhangi bir ilişki bulunamadı.

Hareketsiz zaman üç kısıma ayrıldı. Birinci kısım hareketsizliğin en az olduğu, 3. Kısım ise hareketsizliğin en fazla olduğu kısım olarak belirlendi. İvmeölçer ile 2. (2668 kişi) ve 3. Kısıma (2667 kişi) giren hastalarda  yaş, ırk, cinsiyet, ikamet bölgesi, eğitim düzeyi ve mevsime göre yapılan çok değişkenli (multivariate) analiz ile kanserle ilişkili mortalite riski daha yüksek saptandı.

Birincisi ile aynı değişkenler için ayarlanan ve ek olarak sigara içme durumu, alkol kullanım durumu, vücut kitle indeksi, diyabet durumu, hipertansiyon durumu, dislipidemi durumu, koroner kalp hastalığı öyküsü, inme öyküsü ve derecesini de içeren ikinci modelde istatistiksel olarak anlam saptanmadı.

En önemli bulgulardan birisi ise hareketsiz yaşam tarzına sahip hastalarda 30 dakikalık hafif ve orta yoğunluklu fiziksel aktivitenin kanser ilişkili ölüm riskini sırasıyla %8 ve %31 oranında azalttığı gösterilmiştir.

Kaynak

Gilchrist SC, Howard VJ, Akinyemiju T, et al. Association of sedentary behavior with cancer mortality in middle-aged and older US adults [published online June 18, 2020]. JAMA Oncol. doi: 10.1001/jamaoncol.2020.2045

D VİTAMİNİ İMMÜNOTERAPİ İLİŞKİLİ KOLİTİ AZALTABİLİR

Kanser dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, D vitaminin immune checkpoint (bağışıklık kontrol noktası) inhibitörü (ICI) ile ilişkili kolit riskini azaltabileceği bildirildi.

Sitotoksik T-lenfosit ile ilişkili antijen-4 (CTLA-4) ve programlanmış hücre ölümü-1 (PD-1) / PD-ligant 1’i hedefleyenler dahil olmak üzere ICI’ler, bir dizi kanserde sağkalımı iyileştirmektedir. Bununla birlikte, bağışıklık ile ilişkili advers olaylar (irAE) bu tedavilerde yaygın olarak izlenmektedir. İmmün sistem ilişkili kolit genellikle bu olayların en şiddetli olanıdır.

İmmün sistem ilişkili kolit, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit ile bazı fenotipik özellikleri paylaştığından, araştırmacılar daha önce D vitamini eksikliği de dahil olmak üzere çeşitli çevresel faktörlerin tüm kolit türleri için ortak olduğunu araştırmış ve tespit etmişlerdir. Bu retrospektif kohort çalışmasında, Shilpa Grover ve ark., Massachusetts Hastanesinde ICI’lerle tedavi edilen hastalar arasında hangi bireysel ve çevresel özelliklerin bağışıklık ile ilişkili koliti öngördüğünü değerlendirdi.

2011 ve 2017 yılları arasında CTLA-4, PD-1 veya ICI kombinasyonu alan melanomlu 246 hastanın 213’ü keşif kohortuna dahil edildi ve toplam 267 bireysel ICI tedavi rejimi değerlendirildi. 164 hasta tek bir rejimle tedavi edildi, 44 hasta 2 rejim ile tedavi edildi ve 5 hastada 2 PD-1 ihibitor ve 1 CTLA-4 inhibitörü de dahil olmak üzere 3 rejim vardı. Araştırmacılar, sonuçları 169 hastadan oluşan doğrulama kohortu ile karşılaştırdı.  

Araştırma grubunda 38’i immün-ilişkili kolit vakası vardı. Bunların 15’i (%39.5) ipilumumab ve nivolumab ile tedavi edildi, 17’si (%44.7) sadece ipilimumab ile tedavi edildi. Biri (%2.6) sadece nivolumab ve 5 (%13.2) hasta tek başına pembrolizumab ile tedavi edildi.

ICI başlangıcından önce hastaların sadece %31’inde (66) D vitamini kullanımı kaydedilmiş olsa da, regresyon analizinde D vitamini takviyesinin ICI ile ilişkili kolit riskini azalttığını göstermiştir (olasılık oranı [OR], 0.35; P = .01). Araştırıcılar, doğrulayıcı kohort kullanılarak bu bulguları ICI ile ilişkili 49 kolitli hastanın validasyon kohortunda doğrulamıştır (OR, 0.46; P = .03).

Çok değişkenli (multivariate) analizde, ICI sınıfı, nötrofil / lenfosit oranı (NLR) ≥5 ve D vitamini kullanımının bağışıklık ile ilişkili kolitin 3 öngörücüsü olduğunu göstermiştir. D ile ön tedavinin, NLR ≥5 olan hastalarda kolit olasılığını azalttığı saptandı (OR, 0.34).

Araştırıcılar, makalenin sonuç cümlesinde “Bu retrospektif çalışmadan elde edilen sonuçlar, daha büyük kohortlarda prospektif olarak doğrulanmalıdır, bu da ICI kullanımının neden olduğu kolitin ilerlemesini ve önlenmesini sağlayan faktörlerin daha iyi anlaşılmasına yol açabilir” şeklinde yorumlarını da ekledi.

Kaynak

Grover S, Dougan M, Tyan K, et al. Vitamin D intake is associated with decreased risk of immune checkpoint inhibitorinduced colitis [published online June 22, 2020]. Cancer. doi: 10.1002/cncr.32966

İMMÜNOTERAPİ İLE BİRLİKTE UYGULANAN RADYOTERAPİ SONRASI YAN ETKİLER ARTIYOR MU?

Sanal olarak takip etme fırsatı bulduğumuz ASCO20 kongresinde yayınlanan çalışmaları özetlemeye devam ediyoruz. Bilimsel Programda sunulan bir araştırmada, bağışıklık kontrol noktası inhibitörü (Immün checkpoint inhibitör=ICI) tedavisi ile radyoterapi alan hastaların hematolojik toksisite ve pnömoni için daha büyük bir risk altında olabileceği bildirildi.

ASCO20 Sanal Kongre Bilimsel Programında sunulan bir araştırmada, bağışıklık kontrol noktası inhibitörü (Immün checkpoint inhibitör=ICI) tedavisi ile radyoterapi alan hastaların hematolojik toksisite ve pnömoni için daha büyük bir risk altında olabileceği ancak bu bağlantıyı doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu bildirildi.

Önceki araştırmalar, ICI tedavisi ile birleştirildiğinde, radyoterapinin T hücresi ve inflamatuar yanıtı artırarak toplam yanıt olasılığını iyileştirebileceği düşündürmekteydi. Bununla birlikte, radyoterapinin ICI alan hastalar arasında advers olay (AE) riskini artırıp artırdığı bilinmemektedir.

Bir grup araştırmacı, radyoterapi eklenmesinin AE riskini etkileyip etkilemediğini belirlemek için 66 prospektif ICI çalışmasından toplanan verileri değerlendirdi. Tüm çalışmalar 2019’un sonuna kadar ABD Gıda ve İlaç İdaresi’ne (FDA) sunuldu.

Analize dahil edilen 30.809 hasta radyoterapi (7835 hasta) alıp almamalarına (22.974 hasta) göre sınıflandırıldı. Radyoterapi alan  ve almayan grubun sırasıyla ortalama yaşları 60.5 ve 61.5 yıl, % 63.7’si ve% 61.5’i erkekti ve % 29.4’ü ve% 41.8’i daha önce 0 veya 1 sıra tedavi almıştı. Her iki grupta da en sık rastlanan kanser türü akciğer kanseri (radyoterapi kolunda % 30.6 ve radyoterapi kolunda% 44.7) idi.

Toplam AE oranı her iki grupta benzerdi. Fakat eğilim skoru eşleşmesinden sonra, analizler tüm derecedeki nötropeninin (radyoterapi ile %9.7’ye karşı radyoterapisiz %5.8), trombositopeninin (sırasıyla % 8.2’ye karşı%3.7) ve yorgunluğun (sırasıyla %50.5’e karşı %48) radyoterapi görenlerde daha fazla olabileceğini gösterdi.

Endokrinopatiler radyoterapi ile daha az  (sırasıyla% 10.7’ye karşı% 12) görülmüştür.

Araştırıcılar temel demografik özelliklerin karşılaştırılabilirliğini, kapsamlı AE profilini ve zamanlamasını belirlemeye yönelik analizlerin devam ettiğini bildirdiler.  

Kaynak

Anscher MS, Arora S, Weinstock C, et al. Impact of radiotherapy on risk of adverse events in patients receiving immunotherapy: a U.S. Food and Drug Administration pooled analysis. Presented at: ASCO20 Virtual Scientific Program. J Clin Oncol. 2020;38(suppl):abstr 3018.

MANTLE HÜCRELİ LENFOMA: YENİ SKORLAMA SİSTEMİ PROGNOZUN BELİRLENMESİNDE YARDIMCI OLABİLİR

Sanal olarak takip ettiğimiz ASCO20 kongresinden seçilmiş çalışmaları aktarmaya devam ediyoruz. Bilimsel Program sırasında sunulan bir araştırmada, hastalığın klinik ve biyolojik özelliklerini kullanarak oluşturulan yeni bir skorlama sisteminin, mantle hücreli lenfoma (MHL) prognozunun belirlenmesine yardımcı olabileceği bildirildi.

ASCO20 Sanal Bilimsel Program sırasında sunulan bir araştırmada, hastalığın klinik ve biyolojik özelliklerini kullanarak oluşturulan yeni bir skorlama sisteminin, mantle hücreli lenfoma (MHL) prognozunun belirlenmesine yardımcı olabileceği bildirildi.

Kuzey Amerika Mantle Hücreli Lenfoma Projesi, MHL prognozunu etkileyen klinik ve biyolojik faktörlerin belirlenmesine yardımcı olmak için geliştirildi. 2000-2012 yılları arasında 23 ABD kurumundan alınan 589 hastaya ait veriler retrospektif olarak analiz edildi.

Çalışmaya dahil edilen tüm hastalar arasında ortanca yaş 63 (24-104 aralığında) idi. 589 hastanın tamamı için bazı veriler elde edilememekle birlikte, verileri elde edilenlerden 577 hastanın 452’si (% 78.3) erkek iken, 542 hastanın 483’ünde (% 89.1) tanı sırasında Ann Arbor evre III/IV hastalık saptandı. 449 hastanın 126’sı (% 28)  B semptomları ile başvurdu. 546 hastanın 394’ünde (% 72) ise tanı sırasında ekstranodal tutulum vardı.

The overall median follow-up was 5.2 years and the 5-year progression-free and overall survival rates (PFS and OS, respectively) were 24.1% and 60.2%, respectively.

Ortanca toplam takip süresi 5.2 yıl idi. Beş yıllık progresyonsuz ve toplam sağkalım oranları (PFS ve OS) sırasıyla % 24.1 ve % 60.2 idi.

Tek değişkenli analizlerde (univariate) aşağıdaki faktörler daha kötü PFS ve OS ile ilişkilendirilmiştir:

  • En az 60 yaş
  • B belirtileri
  • İleri evre (Ann Arbor)
  • Yüksek LDH düzeyleri
  • Düşük trombosit sayısı
  • Blastoid veya pleomorfik sitoloji
  • En az % 30 Ki-67 proliferasyonu
  • Dolaşımdaki tümör hücresi varlığı
  • Nakil yapılmamış olunması
  • Otolog olmaktan ziyade allojenik kök hücre nakline gitmesi

Daha kötü toplam sağkalım (OS) ile ilişkili faktörler:

  • 3 cm ve üstü çaplı olması şeklinde tanımlanan büyük tümör boyutu
  • Yüksek WBC sayısı
  • CD5 veya CD23 pozitifliği
  • Kompleks karyotip

Age 60 years or older (hazard ratio [HR], 2.44) and elevated lactate dehydrogenase levels (HR, 2.19) were the 2 factors that best predicted clinical outcome.

60 yaş ve üstü (HR, 2.44) ve yüksek LDH düzeyleri (HR, 2.19) klinik sonucu belirleyen 2 faktör idi.

Using data from 108 patients, the researchers designed MIPI-P, a novel scoring system for determining MCL prognosis, which included 3 groups: low grade (0-1 points; 11.8-year median OS), intermediate grade (2-3 points; 4.9-year median OS), and high grade (4-5 points; 1.6-year median OS).

Araştırmacılar 108 hastadan alınan verileri kullanarak, MHL prognozunu belirlemek için yeni bir skorlama sistemi olan MIPI-P de hastaları 3 gruba ayırdı: düşük dereceli (grade) (0-1 puan; 11.8 yıllık ortanca OS), orta dereceli (2-3 puan; 4.9 yıllık ortanca OS) ve yüksek dereceli (4-5 puan; 1.6 yıllık ortanca OS).

Further analysis using data from 33 patients confirmed MIPI-P as a highly predictive scoring system (P =.014).

33 hastadan alınan veriler kullanılarak yapılan diğer analizler, MIPI-P’nin oldukça prediktif bir skorlama sistemi olduğunu doğrulamıştır (P = .014).

Kaynak

Fu K, Yu G, Bi C, et al. Mantle cell lymphoma: initial report from the North American Mantle Cell Lymphoma Consortium. Presented at: ASCO20 Virtual Scientific Program. J Clin Oncol. 2020;38(suppl): abstr 8035).

KRONİK LENFOSİTİK LÖSEMİ (KLL) HASTALARININ COVID 19 PANDEMİ DÖNEMİNDE SIK SORDUĞU SORULAR

Ülkemizde covid 19 salgını yönünden normalleşmenin sağlanmasına yönelik adımlar atılırken, bugünün tarihi olan 04 Haziran 2020 itibari ile tüm dünyada vaka sayısı 6.5 milyonu geçti, ölümler ise 400 bine yaklaştı. Eldeki az sayıdaki veriye rağmen Covid 19 infeksiyonunun kanser hastaları açısından yüksek risk oluşturduğunu biliyoruz. Bu nedenle bu yazımızda bir hematolojik kanser olan ve gerek hastalık şiddeti gerekse hastalık seyrinin hastadan hastaya değişebildiği kronik lenfositik lösemide covid 19 ile ilgili olarak sık sorulan soruları derlemeye çalıştık.

Yaklaşık 1 yıldır KLL tanısı ile izleniyorum. Doktorum kan değerlerimin iyi olması ve henüz tedavi başlama kriterlerini sağlamamam nedeni ile tedavisiz izliyor. COVID 19 için ne kadar risk altındayım? Hastalığı geçirmem durumunda hastalık şiddetim ve hayati riskim akıllı ilaç veya kemoterapi ile tedavi gören kişilere göre daha az mı olur?

KLL hastalarında bağışıklık sistemi az ya da çok bozulduğu için infeksiyonlara yakalanma riski artmaktadır. Bu durum teorik olarak covid 19 için de geçerli olmakla birlikte KLL hastalarının covid 19 hastalığına yakalanma riskinin arttığına dair net bir veri yoktur. COVID 19 hastalığı ve KLL birlikteliği için az sayıda olgu yayınlanmıştır. Bugün için aktif tedavi alan ve tedavisiz izlenen hastalardaki covid 19 şiddetini karşılaştırma yapacak kadar olgu bulunmamaktadır. Bununla birlikte akıllı ilaç veya kemoterapi gibi hiç tedavi almamış 4 olgunun hastalık şiddetlerinin ileri derecede olduğu gösterilmiş, fakat bu şiddetin sadece KLL hastalığına mı ya da hastaların ileri yaşta ve ek başka hastalıklarının da olmasına mı bağlı olduğunu kesin olarak söylemek mümkün olmamıştır.  

Bu nedenle tedbiri elden bırakmamak, mümkün olduğu kadar sosyal izolasyona ve hijyen kurallarına dikkat etmek ve maske takmak gerektiğini söylemek gerekir.

Eldiven takmayla ilgili çelişkili ifadeler duyuyoruz. Bu konudaki öneriniz nedir?

Bu konuda birden fazla yorum duyma nedeniniz,net ve tek bir kuralın olmamasına bağlıdır. Eldiven takma olayını kişi bazında değerlendirmek gerekir. Daha öncesine ait sık ve şiddetli infeksiyon geçiren bir KLL hastası iseniz, ya da KLL hastası olmayıp KLL hastası olan bir yakınıza ya da kişiye bakıyorsanız, her iki durumda da dış ortamla çok temasınız var ise temastan önce ve sonra değiştirmek üzere eldiven takabirsiniz. Bununla birlikte eldiveni doğru kullanmaz iseniz hem kendinize hem de başkalarına hastalığı geçirme riskiniz de olabilir. Kendini izole etmiş, sürekli evde kalan bir kişide eldivene ihtiyaç duyulmaz. Fakat kalabalık bir markete giriş yaptığınızda sadece o süre içinde eldiven takabilirsiniz. Son olarak kuralına uygun ve sık el yıkamanın, sosyal mesafeyi koruyarak maske takmanın ve dokunduğumuz herhangi bir yerden sonra el yıkama imkanımız yoksa elimizi yüzümüze ve ağzımıza götürmemenin birçok durumda daha koruyucu olduğunu eklemek de gerekir.

Şu önlemleri hiç aklımızdan çıkarmayalım:

  • Ellerinizi öncelikli olarak sabunlu su veya el dezenfektanı ile sık sık ve en az 20 saniye ovalayarak yıkayın.
  • Gözlerinize, burnunuza veya ağzınıza yıkanmamış ellerle dokunmayın.
  • Diğer insanlardan en az 1.5 metre uzakta tutun. Mümkün olduğu kadar izole olmaya çalışın ve diğer insanlarla temas sayınızı azaltın.
  • Dışarı çıktığınızda mutlaka maske takın.
  • Öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda burnunuzu ve ağzınızı dirseğinizle veya bir mendille örtün.
  • Çok dokunduğunuz yüzeyleri temizleyin ve dezenfekte edin.

75 yaşında bir KLL hastasıyım. Kızım ziyarete gelmek istiyor. Kabul etmeli miyim?

Ne yazık ki hayır. Şu an ki rehberlerin önerisi immün sisteminiz baskılanmış olduğu ve yüksek risk kabul edilmeniz nedeni ile sosyal teması yüksek olan kişilerle biraraya gelmeniz doğru olmaz.

Yaklaşık 2 yıldır KLL hastasıyım ve erken evre olmam nedeni ile tedavi almayıp 3 ayda bir kan testleri yaptırarak izleniyorum. Pandemi dönemi ve sonrası için takip aralıklarını açmam konusunda bir öneriniz olur mu?

Özellikle pandemi döneminde çoğu hastane ve doktor tarafından uygulanan telekonferans yöntemi ile görüşmeyi öneriyoruz. Takip aralıklarınızın nasıl olacağı konusu hastalığınızın son durumuna ve risk faktörlerinize göre belirlenmesi gereken bir durum olduğu için bu konuyu mutlaka doktorunuzla tartışmalısınız. Hastalığı oldukça stabil veya yavaş seyreden düşük riskli kişilerde pandemi kontrol altına alınana dek takip aralıkları açılabilir.

Pandemi sürerken KLL tanısı aldım. Doktorumuz tedavi başlanması gerektiğini söyledi. Tedavim ertelenebilir mi? Ertelenemeyecek ise alacağım tedavi pandemi öncesi KLL hastalarına uygulanacak tedavi ile aynı mı olacak?

KLL yavaş seyirli bir kronik lösemi tipidir. Yapılan çalışmalarda başlangıç evresinde olan, kansızlık gelişmeyen, pıhtılaşma hücrelerinde (trombositler) düşüklük gözlenmeyen, lenfosit sayısında çok hızlı bir artış tesbit edilmeyen, dalağı çok büyük olmayan, lenf bezlerinde aşırı büyüme gözlenmeyen, sık ve şiddetli infeksiyon öyküsü olmayan, B semptomları dediğimiz kilo kaybı, gece terlemesi ve ateş yakınmaları olmayan hastalarda tedavi başlanmaz ve “bekle-gör” stratejisi ile hasta bahsedilen kriterlerin gelişimi açısından izlenir. Bu kriterlerin bir veya birkaçı sizde mevcut ise doktorunuz tedavi planlayabilir.

Verilecek tedavi ya da tedaviler her hasta için standart aynı tedavi değildir. Tedavi tipi, yaşınıza, ek hastalıklarınıza ve KLL için taşıdığınız genetik risk faktörlerine göre değişir. Düşük risk hastalığı olan ve takiplerinde hastalıkta yavaş ilerleme göstererek tedavi kriterleri gelişen hastalarda tedavi her hasta için bireysel olarak değerlendirilerek hekim kararı ile geciktirilebilir. Fakat yüksek risk hastalığı olan ve hastalığı hızlı ilerleyen ya da hızlı ilerleme olasılığı yüksek hastalarda geciktirmek doğru olmayabilir. Unutulmaması gereken nokta, bu kararlar mutlaka sizi takip eden hekim ve sağlık ekibi ile tartışılarak alınmalıdır.

Öte yandan, tedavi başlama kararı verilirse hekiminiz tedavi sonrası infeksiyon gelişimi riskini artırabilecek ve covid 19 hasarında önemli olan sitokin fırtınası durumunu alevlendirebilecek  monoklonal antikor (rituximab, obinituzumab) adı verilen bazı akıllı ilaçların (ibrutinib veya venotoclax gibi diğer akıllı ilaçlarla birlikte veriliyorsa) verilmesini erteleyebilir. Elbette, yine bu kararlar mutlaka sizi takip eden hekim ve sağlık ekibi ile tartışılarak alınmalıdır.

Venotoclax ya da ibrutinib gibi akıllı ilaç alan, Covid 19 geçirmemiş ve evde izole olan hastalarda ya da covid 19 testi pozitif olan hastalarda tedaviyi kesmek ya da değiştirmek gerekir mi?

Covid 19 negatif hastalarda venotoclax ve ibrutinib’in kesilmesine yönelik bir veri yoktur. Özellikle yüksek risk grubunda olan ve tedavisi yeni başlayan hastalarda bu ilaçların kesilmesi hastalığı alevlendirebileceği için devam edilmesi önerilmektedir. Covid 19 pozitif hastalarda da yine bilimsel veri olmamakla birlikte hafif covid 19 semptomu olan hastalarda herhangi bir doz veya ilaç değişikliği yapmadan devam edilmesi, şiddetli semptomları olan hastalarda ise ilacın kesilmesinin hastalık aktivasyonuna neden olabileceğini göz önünde bulundurarak hastalığın agresifliği ile ilacın kar-zarar dengesini hesap ederek bireysel bazda karar verilmesinin uygun olacağını söyleyebiliriz. Her iki durumda da mevcut kararlar mutlaka sizi takip eden hekim ve sağlık ekibi ile tartışılarak alınmalıdır.

Öte yandan KLL tedavisinde kullanılan bruton kinaz inhibitör grubu ilaçlar olan ibrutinib ve acalabrutinib gibi akıllı ilaçları farklı kanserler için kullanan kişilerde covid 19 semptomlarının hafif seyretttiği ve hastanede yatış sürelerinin daha az olduğu ortaya çıkmıştır.  Bu ilaçların covid 19 sırasında görülen ve hayati risk oluşturan “sitokin fırtınası” durumunu önleyebileceğine yönelik bazı hipotezler öne sürülmekle birlikte bu konuda yorum yapmak için henüz çok erken olduğu söylenebilir.

Yaklaşık 2 yıldır KLL hastasıyım. Erken evre olduğum için hastalığıma yönelik herhangi bir tedavi almamakla birlikte, sık infeksiyon öyküm ve antikor seviyemde düşüklük olduğu için koruyuvu olarak aylık antikor (İntravenöz İmmunglobulin=IVIG) tedavisi almaktayım. IVIG beni covid 19 infeksiyonundan korur mu? Hastaneye gitmeye korkuyorum. Bu koruyucu tedaviyi almayabilir miyim?

Öncelikle aldığınız koruyucu antikor tedavisinin diğer solunum yolu infeksiyonlarından korunmak için bağışıklık sisteminizi güçlendirmek amacı ile verildiğini ve size COVID-19 için herhangi bir koruma sağlamadığını bilmeniz gerekiyor. Çünkü, şu an covid 19 ile çok sayıda maruz kalınma durumu olmadığı için bizi bu spesifik virüse karşı savunmak için verilen immünoglobulinde mevcut antikorlar olmayacaktır.

COVID-19 olmayan hastalarda, sadece hipogamaglobulinemi (İmmunglobulin G tipindeki antikor düzeyinin düşüklüğü) öyküsü olan ve potansiyel yararların infüzyon için kliniğe gelme risklerinden daha ağır bastığı aktif veya tekrarlayan şiddetli enfeksiyonları olan seçilmiş hastalar için IVIG tedavilerine devam edilmesi önerilmektedir. Bu durumlarda bile, 400-500 mg/dl IgG seviyesini hedefleyen mümkünse (örneğin aylık yerine her 6-8 haftada bir) daha az infüzyon düşünülmelidir.

COVID-19 pozitif olan KLL hastalarında koruyucu IVIG tedavisine devam edilebilir. COVID-19 ile daha yüksek pıhtı oluşma riski göz önüne alındığında, hastaların pıhtı ile ilgili yakınmalarının yakından izlenmesi gerekir.

68 yaşında KLL hastasıyım. 1 sene önce akıllı ilaç ve kemoterapiden oluşan tedavim tamamlandı. Bu dönemden beri ilaçsız kontrollerimi yaptırıyorum. Seyehate çıkmak ve çocuklarımın yanına gitmek istiyorum. Öneriniz nedir?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, ister tedavi altında olsun, ister tedavisi tamamlanmış olsun, isterse henüz tedavi başlanmamış olsun tüm KLL hastalarında bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı infeksiyon riski artmıştır. Aynı durum covid 19 için de geçerlidir. Bu nedenle salgının tamamen ortadan kalkmadığı dönemler için kalabalık ortamda uçak, tren ve gemi seyahatlerinin sakıncalı olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve mümkün olduğu kadar özel araç tercih edilmelidir. Ziyarete gidilen kişilerin sosyal ortamda teması fazla ise gidilen yerde de bu riskin artabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

KLL hastası olarak yapılacak aşılar konusunda kafam karıştı. Hala grip aşısı yaptırmalı mıyım?

Evet. KLL hastaları yıllık grip aşılarını ve 2 dozluk zatüre (pnomokok) aşılarını güvenle yaptırabilirler ve yaptırmaları önerilmektedir. Covid 19 için henüz geliştirilmiş ve rutin uygulamaya geçmiş bir aşı bulunmamaktadır.

Kaynaklar

1. Jin XH et al. COVID-19 in a patient with chronic lymphocytic leukaemia. Lancet Haematol 2020;7:351-352.

2. Paneesha S et al. Covid-19 infection in therapy-naive patients with B-cell chronic lymphocytic leukemia. Leuk Res 2020;93:106366.

3. Thibaud S et al. Protective Role of BTK Inhibitors in Patients with Chronic Lymphocytic Leukemia and COVID-19. Br J Haematol. 2020 May 20.

4. https://www.hematology.org

5. https://cllsociety.org/covid-19

NÜKS/DİRENÇLİ KLASİK HODGKİN LENFOMA TEDAVİSİNDE PEMBROLİZUMAB BRENTUXİMAB VEDOTİN TEDAVİSİNDEN ÜSTÜN

Covid 19 pandemisi nedeniyle her sene Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago kentinde yapılan yıllık ASCO (American Society of Clinical Oncology) kongresi bu sene sanal ortamda yapıldı. Hematoloji alanında yaşanan önemli gelişmeleri sitemizden aktarmaya çalışacağız. Kongrede sunulan KEYNOTE-204 çalışmasının sonuçlarına göre Pembrolizumab monoterapisinin Nüks/dirençli klasik Hodgkin lenfoma (kHL) hastalarında brentuksimab vedotin (BV) ile karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalımı (PFS) iyileştirdiği görüldü. Bu çalışmanın özetini sizler için derledik.

ASCO 2020 Sanal Kongrede sunulan KEYNOTE-204 çalışmasının sonuçlarına göre Pembrolizumab monoterapisinin Nüks/dirençli klasik Hodgkin lenfoma (kHL) hastalarında brentuksimab vedotin (BV) ile karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalımı (PFS) iyileştirdiği görüldü.

KEYNOTE-204 (ClinicalTrials.gov: NCT02684292), otolog / allojenik kök hücre nakli (KHN) sonrası tekrarlayan veya KHN için uygun olmayan kHL hastalarında pembrolizumab ile BV’yi karşılaştıran randomize, açık etiketli, faz 3 bir çalışmadır.

Hastalar 35 siklusa kadar pembrolizumab (200 mg IV Q3W) veya BV (1.8 mg / kg IV Q3W) almak için randomize edildiler. Çalışmanın birincil sonlanım noktaları, nakil sonrası klinik ve görüntüleme verilerinin kör, bağımsız ve merkezi değerlendirmeyle yapılan progresyonsuz sağkalım (PFS) ve toplam sağkalım (OS) idi.

İkincil sonlanım noktaları ise nakil sonrası klinik ve görüntüleme verilerinin dışarıda bırakıldığı, toplam yanıt oranı (ORR) ve araştırmacı incelemesi ile verilen PFS ve güvenlik verileri idi. Çalışma da ayrıca remisyon süresi de verildi.  Sunulan sonuçlar çalışmanın ikinci ara analizinden alındı.

Kayıtlı 304 hastanın 300’ü tedavi edildi (148 pembrolizumab ve 152 BV). Verilerin alındığı sırada ortanca takip 24.7 aydı (aralık 0.6-42.3 ay). Toplamda 256 hasta hastalık progresyonu nedeniyle tedaviyi bıraktı (%74 pembrolizumab ve %96 BV). Ortalama tedavi süresi pembrolizumab ile 305 gün (1-814 gün) ve BV ile 146.5 gün (1-794 gün) idi. 2 yıllık tedaviyi tamamlayan hastaların oranı pembrolizumab kolunda %16.9 ve BV kolunda %2.0 idi.

Çalışmanın birincil sonlanım noktası açısından bakıldığında, Pembrolizumab, PFS’de BV ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdi (medyan, 13.2 vs 8.3 ay; [HR], 0.65;% 95 CI, 0.48-0.88; P = .00271) ve 1 yıllık PFS oranları sırasıyla %53.9  ve %35.6 idi.

İkincil sonlanım noktaları açısından bakıldığında, sekonder PFS pembrolizumab kolunda BV koluna göre daha uzundu (medyan 12.6 vs 8.2 ay; HR, 0.62;% 95 CI, 0.46-0.85). Benzer şekilde, araştırmacı tarafından değerlendirilen PFS, yine pembrolizumab lehine idi (medyan, 19.2 vs 8.2 ay; HR, 0.49;% 95 CI, 0.36-0.67). Ancak, sonlanım noktaların istatistiksel anlam açısından resmi olarak test edilmediğini de belirtmek gerekir.

Toplam yanıt oranları açısından bakıldığında ise pembrolizumab grubunda yanıt oranı %65.6 iken, BV grubu için bu oran % 54.2 idi (P = .02). Tam yanıt oranları her iki grup için benzerdi (pembrolizumab kolu için %24.5 ve BV kolu için % 24.2). Medyan remisyon süresi pembrolizumab ile 20.7 ay ve BV ile 13.8 aydı.

Güvenlik, her iki ajan için bilinen profillerle uyumlu idi. Grade 3-5 tedaviye bağlı advers olaylar pembrolizumab kolundaki hastaların % 19.6’sında ve BV kolundaki hastaların % 25.0’ında meydana gelmiştir. Pembrolizumab kolunda tedavi ilişkili bir ölüm (pnömoni) meydana geldi.

Çalışmanın ilk araştırmacısı olan Dr Kuruvilla ASVO 2020’de yaptığı açıklamada, “Pembrolizumab, otolog kök hücre nakli sonrası nüks gözlenen veya tedaviye dirençli veya otolog kök hücre nakli için uygun olmayan Nüks/dirençli klasik Hodgkin lenfoma hastalarının tedavisinde tercih edilen bir tedavi seçeneği ve yeni tedavi standardı olarak düşünülmelidir” dedi.

Kaynak

1. Kuruvilla J, Ramchandren R, Santoro A, et al. KEYNOTE-204: Randomized, open-label, phase III study of pembrolizumab (pembro) versus brentuximab vedotin (BV) in relapsed or refractory classic Hodgkin lymphoma (R/R cHL). Presented at: ASCO20 Virtual Scientific Program. J Clin Oncol. 2020;38(suppl):abstr 8005.

Wordpress Tema indir