Anasayfa » Etiket Arşivi: kanser

Etiket Arşivi: kanser

BEYAZ KÜRELER (WBC) HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR

Beyaz küre nedir?

İngilizce “White Blood Cell” (Beyaz kan hücresi) ya da kısaltılmış hali ile “WBC” diye yazılan, tıp dilinde “lökosit” olarak tarif edilen ve halk dilinde ise “akyuvar” ya da “beyaz küre” olarak isimlendirilen hücreler vücudu çeşitli mikroplardan ve zararlı toksinlerden koruyan vücuttaki savunma sistemimizin savaşçı hücreleridir. Beyaz kürelerin en yüksek sayıdan en düşük sayıya göre sıralayacak olursak 5 alt tipi bulunmaktadır. Bunlar 1) Nötrofil 2) Lenfosit 3) Monosit 4) Eozinofil 5) Bazofil’dir (Resim 1).

Resim 1. Beyaz küre alt tipleri

Beyaz küre ne işe yarar?

Bağışıklık sistemimizin hücreleri olan beyaz küreler virüs, bakteri ya da diğer zararlı toksinlere karşı sürekli savaş halindedir ve bu şekilde sağlığımızı tehdit eden yabancı istilalara karşı bizi korurlar (Resim 2).

Resim 2. Mikropları sindirmek üzere işaretleyen bir beyaz küre

Beyaz küre değerleri (sayısı) kaç olmalıdır?

Refereans aralıkları laboratuvarlara göre değişmekle birlikte bir milimetreküp kanda yaklaşık 4 bin – 10 bin arasında olmalıdır.

Beyaz küre yüksekliği neden olur?

Sağlıklı bir insanın 1 mm3 kanında 4 bin ile 10 bin arasında lökosit bulunur.  Tam kan sayımı tetkiki yapılan bir yetişkinde laboratuvar kâğıdında gösterilen “WBC değerinin mm3’de 10 binden yüksek olması” vücutta beyaz kürelerin yüksek olduğuna işarettir, tıp dilinde “lökositoz” olarak adlandırılır.

Lökositoz nedenleri lökosit dediğimiz hücrelerin alt tipleri olan hücrelerin (nötrofil, eozinofil, bazofil, monosit, lenfosit) yüksekliğine göre değişir. Bununla birlikte ilk akla gelen nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

• İnfeksiyonlar: Her türlü virüs, bakteri, mantar ve parazit infeksiyonları beyaz küre yüksekliğine neden olabilir. Buradaki önemli husus, beyaz küre yüksekliğinin infeksiyona bağlı olduğunu düşünmek için mutlaka bir infeksiyon nedenli iltihap kaynağı (boğaz infeksiyonu, akciğer infeksiyonu, idrar yolu infeksiyonu, yumuşak doku infeksiyonu gibi) olmalıdır. İnfeksiyon kaynağı olmadan görülen beyaz küre yüksekliğinde gereksiz antibiyotik kullanılması hem antibiyotik direnci gelişmesine hem de hastanın tanısının gecikmesine neden olur.

• İnfeksiyon dışı iltihap (inflamasyon) yapan durumlar: Romatizmal hastalıklar, organ kanserleri, iltihabi bağırsak hastalıkları, infeksiyon dışı deri iltihapları (dermatit)

• Dalağın herhangi bir neden sonucu ameliyatla alınması (splenektomi): Aslında her türlü ameliyat sonrası beyaz küre yüksekliği görülebilir. Dalak ameliyatı sonrası bu daha belirgin olarak gözükür ve daha uzun sürebilir.

• Lösemi: Akut (hızlı seyirli) ve kronik (yavaş seyirli) lösemiler (Resim 3).

Resim 3. Lösemilerde kemik iliğinde çoğalan lösemi hücreleri kana geçer ve tam kan sayımı cihazları bu hücreleri beyaz küre yüksekliği olarak değerlendirir.

• Lösemi dışı kemik iliğinin aşırı üretimi ile giden hastalıklar: Bu hastalıklar tıp dilinde “myeloproliferatif hastalıklar” olarak bilinirler.

• Kalp krizi

• Anksiyete ve stres durumları

• İlaçlar: İster tek doz kullanılsın, ister sürekli olarak kullanılsın çoğu ilaç beyaz küreleri yükseltebilir. Beyaz küre yüksekliği nedeni ile hekime başvurduğunuzda mutlaka kullandığınız ilaçları belirtin.

• “Hemoliz” olarak bilinen kan parçalanması hastalıkları:

• Hormon bozuklukları

• Alerjik hastalıklar

Yukarıda açıklandığı gibi beyaz küre yüksekliğinin infeksiyon dışında birçok nedeni bulunmaktadır. Tam kan sayımında beyaz küre yüksekliği olan bir hasta paniğe kapılmadan ilgili hekime başvurmalı ve bu laboratuvar bulgusunun nedenleri açısından araştırılmalıdır.

Beyaz küre düşüklüğü neden olur?

Hastaların çoğunun tam kan sayımı tetkikinde gördüğü WBC değeri düşüklüğü, beyaz küre düşüklüğüne işaret eder ve tıp dilinde bu duruma lökopeni adı verilir. Şu durum ve hastalıklarda lökopeni oluşabilmektedir:

•         Nezle, grip dahil virüslerin yol açtığı hastalıklar

•         Doğuştan kemik iliği yapımının bozuk olduğu hastalıklar

•         Kemik iliğini işgal eden kanserler

•         Tıp dilinde “otoimmün” olarak ifade ettiğimiz, vücudun bağışıklık sisteminin bu hücreleri ve kemik iliğini harap ettiği durumlar

•         Şiddetli ve bakterilerin yol açtığı infeksiyonlar

•         İlaçlar (Hemen her ilaç beyaz küreleri düşürebilir).

•         Vücutta “infeksiyon dışı iltihap” yapan durumlar

•         Kemik iliği yetmezlikleri (Aplastik anemi, myelodisplastik sendrom)

•         Kemoterapiler

•         AIDS hastalığına yol açan HIV virüsü

•         İleri derecede dalak büyüklüğü

Resim 4. İleri derecede dalak büyüklüğü beyaz kürelerin dalak içinde göllenmesine neden olarak dolaşımdaki miktarını azaltabilir.

•         Lösemiler

•         Romatizmal hastalıklar (Lupus, Romatoid artrit gibi)

•         Beslenme bozuklukları

•         Vitamin eksiklikleri

•         Radyasyon tedavisi

•         Verem (Tüberküloz)

Tam kan sayımında WBC değeri düşük olan bir hastanın öncelikle panik yapmaması, bu laboratuvar değerinin lösemi dışında birçok hastalığın bulgusu olabileceğini bilmesi ve ilgili hekim ya da hekimlerle işbirliği yaparak tüm bu hastalıklar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Beyaz küre yüksekliği ve düşüklüğü lösemi belirtisi mi?

Lösemilerde beyaz küre yüksekliği veya tam tersine düşüklüğü izlenebilir. Fakat beyaz küre yüksekliği veya düşüklüğü tesbit edilen hastalarda tek neden lösemi değildir. Lösemi dışında da daha önce belirttiğimiz birçok hastalık beyaz kürelerde düşüklüğe veya yüksekliğe neden olabilir. Hemen hemen tüm lösemi çeşitlerinde sadece beyaz küre düşüklüğü veya yüksekliği tek laboratuvar bulgusu değildir. Çoğu lösemi de bunlara ilaveten pıhtılaşma hücrelerinin sayısında ve hemoglobin dediğimiz kan miktarında da birlikte düşüklük veya yükseklik görülebilir.

Beyaz küre normal, düşük veya yüksek iken CRP değerinin yüksek olması ne anlama gelir?

CRP karaciğer tarafından üretilen ve inflamasyon dediğimiz yangı veya iltihap durumunda yüksekliği tesbit edilen bir proteindir. Her türlü infeksiyon durumunda, romatizmal hastalıklarda, kronik bağırsak hastalıklarında, kalp krizinde ve kanserlerde yükselebilir. Özellikle beyaz küre yüksekliği ile birlikte yüksek bulunması öncelikle infeksiyon durumunu akla getirir.

Beyaz küre ve lenfosit yüksekliği hangi durumlarda görülür?

Beyaz küre ve lenfosit yüksekliği daha çok virüslere bağlı oluşan infeksiyonlarda meydana gelir. Bu nedenle üst solunum yolu infeksiyonu olarak tarif edilen her türlü nezle ve grip durumunda bu değişiklikler izlenebilir. Bunların dışında bazı romatimal hastalıklarda, dalağın ameliyatla çıkarılması durumunda, ilaçlar bağlı ve bazı lösemi tiplerinde yükseklik görülebilir.

Beyaz küre ve trombosit düşüklüğü hangi durumlarda görülür?

Beyaz küre ve trombosit düşüklüğünün en sık nedenlerinden bir tanesi üst solunum yolu infeksiyonu olarak tarif edilen nezle ve grip durumudur. Bunların dışında çoğu virüslere bağlı infeksiyonlar bu düşüklüğe neden olabilir. Beyaz küre ve trombosit düşüklüğüne hemoglobin dediğimiz kan miktarının düşüklüğü eşlik ediyorsa neden daha önemli olabilir. Olası tüm kemik iliği tembellikleri, lösemiler ve diğer kan hastalıkları açısından araştırılması gerekir.

Beyaz küre ve trombosit yüksekliği hangi durumlarda görülür?

Beyaz küre ve trombosit yüksekliğinin en sık nedeni vücutta oluşan bir infeksiyon ve iltihap durumudur. Özellikle bakteri adını verdiğimiz mikroorganizmalarla oluşan infeksiyonlar (zatüre, idrar yolu infeksiyonu gibi) hem beyaz küreleri hem de trombosit dediğimiz pıhtılaşma hücreleri artırabilir. Bunların dışında kronik lösemilerden kronik myeloid lösemide, lösemi dışı kemik iliğin aşırı çoğalması ile karakterize myeloproliferatif hastalıklarda, bazı romatizmal hastalıklarda, hemoliz adını verdiğimiz kan parçalanması ile giden durumlarda, dalağın ameliyatla alınması durumunda, bazı cerrahi operasyonlar sonrasında, bazı alerjik hastalıklarda bu durum görülebilir. 

Beyaz küre yüksekliği belirtileri nelerdir?

Yine belirtmek gerekir ki beyaz küre düşüklüğü bir hastalık değil laboratuvar bulgusudur. Beyaz küre yüksekliğinde izlenecek yol aynı beyaz küre düşüklüğünde olduğu gibi beyaz küre yüksekliğine neden olan hastalıkları gözden geçirmektir. Yazının başında belirttiğimiz gibi infeksiyonlar, infeksiyon dışı iltihap yapan durumlar, dalağın herhangi bir neden sonucu ameliyatla alınması, lösemiler, lösemi dışı kemik iliğinin aşırı üretimi ile giden hastalıklar, kalp krizi, anksiyete ve stres durumları, ilaçlar, hemoliz olarak bilinen kan parçalanması hastalıkları, hormon bozuklukları, alerjik hastalıklar beyaz küre yüksekliğine neden olabilir.

Bütün bu nedenler arasında beyaz küre yüksekliğinin de en sık belirtisi infeksiyon bulguları olarak sayabileceğimiz ateş, üşüme – titreme, öksürük, boğaz ağrısı, geni akıntısı, balgam, idrar yaparken yanma, ishal, karın ağrısıdır. sık infeksiyona yakalanma olarak söylenebilir. Cilt ve yumuşak dokudaki iltihap belirtileri açısından dikkatli olmak gerekebilir. kilo kaybı, gece terlemesi, vücut ve kemik ağrıları, eklem ağrıları, beyaz küreler ile birlikte pıhtılaşma hücrelerinin ve alyuvarların düşmesine neden olan hastalıklarda halsizlik, yorgunluk, vücutta morarma ve kanama izlenebilir.

Beyaz küre düşüklüğü belirtileri nelerdir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki beyaz küre düşüklüğü bir hastalık değil laboratuvar bulgusudur. Beyaz küre düşüklüğünde izlenecek yol beyaz küre düşüklüğüne neden olan hastalıkları gözden geçirmektir. Daha önce belirttiğimiz gibi nezle, grip dahil virüslerin yol açtığı hastalıklar, doğuştan kemik iliği yapımının bozuk olduğu hastalıklar, kemik iliğini işgal eden kanserler, tıp dilinde “otoimmün” olarak ifade ettiğimiz, vücudun bağışıklık sisteminin bu hücreleri ve kemik iliğini harap ettiği durumlar, şiddetli ve bakterilerin yol açtığı infeksiyonlar, ilaçlar, vücutta “infeksiyon dışı iltihap” yapan durumlar, kemik iliği yetmezlikleri (Aplastik anemi, myelodisplastik sendrom), kemoterapiler, AIDS hastalığına yol açan HIV virüsü, ileri derecede dalak büyüklüğü, lösemiler, romatizmal hastalıklar (Lupus, Romatoid artrit gibi), beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri, radyasyon tedavisi ve verem (Tüberküloz) beyaz küre düşüklüğüne neden olur.

Bütün bu nedenler arasında beyaz küre düşüklüğünün en sık belirtisi sık infeksiyona yakalanma olarak söylenebilir. Bunun dışında altta yatan nedene bağlı olarak ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, vücut ve kemik ağrıları, eklem ağrıları, beyaz küreler ile birlikte pıhtılaşma hücrelerinin ve alyuvarların düşmesine neden olan hastalıklarda halsizlik, yorgunluk, vücutta morarma ve kanama izlenebilir.

Beyaz küre değeri nasıl yükseltilir? Beyaz küre düşüklüğü tedavisi nedir? Beyaz küre düşüklüğüne ne iyi gelir?

Beyaz küre nasıl yükseltilir sorusuna yanıt verebilmek için öncelikle beyaz küre düşüklüğüne hangi durum veya hastalığın yol açtığını saptamak gerekir. Nezle, grip dahil virüslerin yol açtığı hastalıklarda hastalık iyileştikten sonra beyaz küre sayısı kendiliğinden normale gelir. Doğuştan kemik iliği yapımının bozuk olduğu hastalıklarda kök hücreleri uyarıcı ilaç tedavisi veya kök hücre nakli tedavi seçenekleri arasında yer alır. Kemik iliğini işgal eden organ kanserleri veya lösemilerde o hastalığa yönelik kemoterapi, hedef tedaviler, akılllı ilaçlar veya immünoterapi kullanılabilir. Tıp dilinde “otoimmün” olarak ifade ettiğimiz, vücudun bağışıklık sisteminin bu hücreleri ve kemik iliğini harap ettiği ve sayısını azalttığı otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır. Bakterilerin yol açtığı infeksiyonlarda uygun antibiyotik kullanımı ile infeksiyonun düzeltilmesi değerleri normale getirir. İlaca bağlı beyaz küre düşüklüğünde bu duruma neden olan ilacın geçici ya da kalıcı olarak kesilmesi değerlerin normale gelmesini sağlar. Kemik iliği yetmezliklerinde bağışıklık sistemini baskılayıcı ve kemik iliğini uyaran ilaçların kullanımı ve kök hücre nakli sayılabilecek tedavi seçenekleridir. Dalak büyümesine bağlı beyaz kürelerin dalak içinde göllenmesine bağlı düşmesi bazen dalağın alınması ile düzelebilir. İnternette çok sayıda beyaz küreyi yükseltecek bitkisel tedaviler yazılı olmakla birlikte bilimsel olarak kanıtlanmış bir yiyecek, gıda takviyesi veya beslenme yöntemi bulunmamaktadır.

Beyaz küre yüksekliği nasıl düşürülür? Beyaz küre yüksekliği tedavisi nedir? Beyaz küre yüksekliğine ne iyi gelir?

Aynı beyaz küre düşüklüğü nasıl yükseltilir sorusunda olduğu gibi, beyaz küre yüksekkliğinin nasıl düşürüleceği sorusuna yanıt verebilmek için beyaz küre yüksekliğine hangi durum veya hastalığın yol açtığını saptamak gerekir. Eğer beyaz küre yüksekliğinin sebebi bir iltihap yani vücuttaki herhangi bir yerde oluşan infeksiyon (zatüre, idrar yolu infeksiyonu gibi) ise uygun antibiyotik tedavisi ile düşürülebilir. İlaçlara bağlı bir yükseklik ise çoğunlukla ilacın kesilmesine bağlı normale gelecektir. Sigaraya bağlı olduğu düşünülürse sigaranın bırakılmasından yaklaşık 6 ay – 2 sene içinde değerler normale gelir. Romatizmal bir hastalığa bağlı ise uygun romatizmalar ilaçlar ile romatizma kontrol altına alınırsa beyaz küreler de normal değerlerine gelir. Eğer beyaz küre yüksekliğinin nedeni hematolojik bir hastalık veya kanser ise (lösemi, lenfoma, miyeloma, myeloproliferatif hastalıklar) bu hastalıklara özel kemoterapi yada akıllı ilaçlarla hastalık kontrol altına alınarak beyaz küreler normale getirilebilir. Anksiyete ve stres durumuna bağlı beyaz küre yüksekliğinde mümkün olduğu kadar stresten uzaklaşılmalı ve uygun tedaviler psikiyatristler tarafından başlanmalıdır. Kalp krizi durumunda kriz tedavi edilip iyileştikten sonra beyaz küreler belirli bir zaman dilimi içinde normale döner. İnternette çok sayıda beyaz küreyi düşürecek bitkisel tedaviler yazılı olmakla birlikte bilimsel olarak kanıtlanmış bir yiyecek, gıda takviyesi veya beslenme yöntemi bulunmamaktadır.

Beyaz küre iğnesi nedir?

Beyaz küre iğnesi kemik iliğindeki kök hücrelerin çoğalmasını ve olgunlaşarak kemik iliğinden kana geçişini artıran bir tedavidir. Tıbbi ismi “Granulosit Koloni Stimule Edici Faktör” (G-CSF) olarak bilinir. Beyaz küreleri geçici olarak yükseltmeyi sağlar. Kanser hastalarında kemoterapi sonrası düşen beyaz kürelerin hızlıca yükseltilmesinde kullanılabileceği gibi, kök hücre verecek kişilerde kök hücrelerin kemik iliğinden kana geçişini sağlayarak rahatlıkla kandan kök hücre toplanabilmesi için de kullanılır. Bu nedenle “Kök Hücre Aşısı” olarak da bilinir.

Beyaz küre – kanser bağlantısı var mıdır?

Beyaz küre düşüklüğü ve yüksekliği ile kanser oluşumu arasında direkt bir bağlantı veya ilişki bulunmamaktadır. Fakat hematolojik kanserler dediğimiz lösemi, lenfoma ve miyelom hastalığında ve bazı organ kanserlerinde beyaz küre düşüklüğü veye yüksekliği görülebilir.

Beyaz küre değerleri yaşa göre değişir mi? Yenidoğanda beyaz küre sayısı nasıldır?

Beyaz küre değerleri yaşa göre değişir. Özellikle hayatın ilk yıllarında normale göre biraz yükselmekle birlikte 18 yaşından sonra genellikle bir mm3 kanda 4 bin-10 bin arasında seyreder. Doğumdan sonra ilk haftalarda yenidoğan bebeklerde beyaz küre sayısı ve beyaz küre alt tip hücresi olan lenfosit sayısı yüksektir. Beş – altı yaşlarında beyaz küre sayısı normale dönerken lenfosit oranı düşer ve nötrofil dediğimiz hücreler en fazla sayıda olur.

Beyaz küre yüksekliği veya düşüklüğü hamilelikte farklılık gösterir mi?

Gebelikte beyaz küre sayısı genelde normal olmakla birlikte herhangi bir infeksiyon olmadan yüksek de bulunabilir. Genelde bir mm3 kanda 13.000 – 15.000 civarında seyredebilir. Bu durumda mutlaka bu duruma herhangi bir infeksiyonun eşlik edip etmediği beyaz kürelerdeki bu artışın herhangi bir kan hastalığına bağlı olup olmadığı incelenmelidir. Doğum sırası ve sonrasında bu artış daha fazla olabilir. Doğumdan sonraki ilk 2 hafta içinde genellikle normale döner.

Referanslar

1. Martin S. Blumenreich. The White Blood Cell and Differential Count. Clinical Methods: The History, Physical, and Laboratory Examinations. 3rd edition.

Prof. Dr. H. İsmail SARI

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı

MART– NİSAN 2019 FDA ONAYLARI

Mart – Nisan 2019 FDA onayları sitemizde yayınlandı. Mart ve Nisan ayındaki gelişmelerin tümü onkoloji alanında gerçekleşti.

  • FDA pembrolizumab (KEYTRUDA, Merck & Co. Inc.) ile birlikte axitinib tedavisini ileri evre renal hücreli karsinomalı (RCC) hastaların birinci basamak tedavisi için onayladı (19 Nisan 2019).
  • FDA, lokal ileri ya da metastatik ürotelyal karsinomu olan, platin içeren kemoterapi sırasında ve sonrasında progresyon gösteren ve FGFR3 ya da FGFR2 genetik değişiklikleri bulunan hastalarda, erdafitinib (BALVERSA, Janssen Pharmaceutical Companies) tedavisi için hızlandırılmış onay verdi (12 Nisan 2019).
  • FDA pembrolizumab (KEYTRUDA, Merck Inc.) tedavisini cerrahi rezeksiyon veya kemoradyasyon adayı olmayan evre 3 veya metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinin  birinci basamak tedavisi için onayladı. Tedavi onayı için, tümör örneklerinde EGFR veya ALK genomik sapmaları olmamalı ve FDA onaylı testler tarafından belirlenen PD-L1 ekspresyonu pozitif olmalıdır (11 Nisan 2019).
  • FDA atezolizumab (TECENTRIQ, Genentech Inc.) tedavisini karboplatin ve etoposid ile birlikte, ileri evre küçük hücreli akciğer kanserli erişkin hastaların birinci basamak tedavisi için onayladı (18 Mart 2019).
  • FDA, PD-L1 pozitif cerrahi tedavisi mümkün olmayan lokal ileri veya metastatik üçlü negatif meme kanseri için atezolizumab tedavisini onayladı (8 Mart 2019).

DİFFÜZ BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMA

Diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), NHL’nin en yaygın biçimi olup, tüm B hücreli lenfomaların yüzde 22’sini oluşturmaktadır. Erkeklerde biraz daha yaygın olmasına rağmen, DBBHL hem erkeklerde hem de kadınlarda görülür. Her ne kadar DBBHL çocukluk döneminde ortaya çıkabilse de, insidansı genellikle yaşla birlikte artar ve hastaların yaklaşık yarısı 60 yaşın üzerindedir. DBBHL lenf düğümlerinde veya lenfatik sistemin dışında (Gastrointestinal sistem, testisler, tiroid, deri, meme, kemik veya beyin) ortaya çıkabilecek agresif (hızlı gelişen) bir lenfomadır.

 

Lenfomalar en sık görülen hematolojik kanserler arasında yer almaktadır. Başlıca 2 gruba ayrılmaktadır. Bunlar;

  1. Hodgkin lenfoma
  2. Non – Hodgkin (Hodgkin dışı lenfoma

Lenfomalar, bir tür beyaz kan hücresi (lökosit=akyuvarlar) tipi olan “lenfositler” adı verilen bağışıklık sistemi hücreleri kontrolsüzce büyüyüp çoğaldığında ortaya çıkar. Kanserleşmiş lenfositler, lenf düğümleri, dalak, kemik iliği, kan veya diğer organlar dahil olmak üzere vücudun birçok bölgesine gidebilir ve lenf tümörü adı verilen kitleler oluşturabilir. Vücutta lenfoma gelişebilecek iki ana lenfosit tipi vardır. Bunlar, B lenfositler (B hücreleri) ve T lenfositler (T hücreleri) olarak bilinir. B hücreli lenfomalar, T hücreli lenfomalardan çok daha yaygındır ve tüm Hodgkin dışı lenfomaların yaklaşık olarak yüzde 92’sini oluşturur. Diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), NHL’nin en yaygın biçimi olup, tüm B hücreli lenfomaların yüzde 22’sini oluşturmaktadır. Erkeklerde biraz daha yaygın olmasına rağmen, DBBHL hem erkeklerde hem de kadınlarda görülür. Her ne kadar DBBHL çocukluk döneminde ortaya çıkabilse de, insidansı (yıllık görülme sıklığı) genellikle yaşla birlikte artar ve hastaların yaklaşık yarısı 60 yaşın üzerindedir. DBBHL lenf düğümlerinde veya lenfatik sistemin dışında (Gastrointestinal sistem, testisler, tiroid, deri, meme, kemik veya beyin) ortaya çıkabilecek agresif (hızlı gelişen) bir lenfomadır.

DBBHL Belirtileri

Çoğunlukla, DBBHL’nin ilk belirtisi, boyunda, koltuk altında veya kasıkta büyümüş lenf düğümlerinin neden olduğu ağrısız, hızlı bir şişliktir. Bazı hastalarda lenf nodu hızla büyür ve çevredeki sinirlere bası yaparsa şişlik ağrılı olabilir. Diğer belirtiler arasında gece terlemeleri, ateş ve açıklanamayan kilo kaybı olabilir. Hastalarda yorgunluk, iştah kaybı, nefes darlığı veya ağrı görülebilir. Kaşıntı olabilir.

DBBHL Alt Tipleri

DBBHL’nin birçok alt tipi bulunmaktadır. Hastalığın prognozu yani mevcut tedaviye nasıl yanıt vereceği hastalığın alt tiplerine göre değişir.  Örneğin, sadece beyni etkileyen DBBHL, primer santral sinir sistemi lenfoması olarak adlandırılır ve beynin dışındaki bölgeleri etkileyen DBBHL’den farklı bir şekilde tedavi edilir. Diğer bir örnek, sıklıkla genç hastalarda görülen ve göğüs kafesi içindeki boşlukta (mediasten) oluşan lenf düğümlerinin hızla çoğalması ile kendini gösteren primer mediastinal B-hücreli lenfoma adı verilen tiptir.

Çoğu vaka bu kategorilerden birine girmez ve aksi belirtilmedikçe “DBBHL – Başka Türlü Sınıflandırılamayan” (DBBHL-NOS=Not Otherwise Specified) olarak adlandırılır. Bununla birlikte, bu NOS vakaları, gerek gen bozukluklarına göre gerekse kanserli hücrelerin yüzeyinde bulunan protein belirteçlerine göre moleküler alt tiplere ayrılabilirler. Bu alt tipler, kanserli hücrenin bulunduğu bölgeye ve köken aldığı hücre tipine göre “germinal merkez B-hücresi” ve “aktive B-hücresi” DBBHL olarak adlandırılırlar. Bu hasta gruplarının tedaviye verdiği yanıt ve seyir farklı olabilir.  Ek olarak, aynı anda birden fazla genetik değişim gösteren lenfomalar, Türkçe “çift vuruş” olarak çevrilebilecek “double-hit lenfoma” adı verilen ve nisbeten daha kötü seyir gösterme olasılığı olan lenfomalardır. Mevcut genetik özelliklere göre hangi tedavilerin verilebileceği konusunda halen klinik çalışmalar devam etmektedir.

Tanı ve Evreleme

DBBHL’nin kesin tanısı için doku biyopsisi gereklidir. Biyopsi, mikroskop altında değerlendirilmek üzere, etkilenen lenf düğümünün bir kısmını veya tamamını çıkarmak için yapılan küçük bir cerrahi işlemdir. İdeal olan lenf düğümünün tamamının çıkartılmasıdır. Bu sayede tanı patologlar tarafından daha kolay bir şekilde konabilmektedir. Biyopsi, lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. DBBHL tanısı doğrulandıktan sonra, bir sonraki aşama (evreleme olarak adlandırılır) lenfomanın ne kadar yaygın olduğunu ve vücudun nerelerinde bulunduğunu anlamaktır. DBBHL, vücudun her tarafında bulunan lenf sisteminin bir kanseri olduğundan, tüm vücuda bakmak önemlidir. Bu genellikle tüm vücut bilgisayarlı tomografi (BT) taraması veya pozitron emisyon tomografisi (PET) / BT taraması ile yapılır. Evrelemede ayrıca, kemik iliğinde lenfoma hücreleri olup olmadığını belirlemek için “Kemik İliği Aspirasyon ve Biyopsi” işlemi ve bazen de omurilik sıvısında lenfoma hücrelerinin olup olmadığını belirlemek için “lomber ponksiyon” denilen omurilik sıvısından örnek alma işleminin yapılması gerekebilir.  Doktorunuz bu testlerin sonuçlarını lenfomanın evresini değerlendirmek için kullanacaktır. Sınırlı evre hastalık, vücudun sadece bir bölgesini etkileyen lenfomayı temsil ederken, ileri evre hastalık, lenfomanın birçok organa yayıldığını gösterir. Uygun tedavi yöntemini ve tedavi süresini belirlemek için mutlaka evreleme gereklidir. DBBHL hastalarının azımsanmayacak kısmı ileri evre hastalığa sahip olsa da, bu hastalarda dahi tedavi başarısı yine azımsanmayacak oranda yüksektir.

Tedavi seçenekleri

DBBHL sıklıkla semptomlara neden olduğu için, tedavi genellikle tanıdan kısa bir süre sonra başlar.  Yeni tanı almış DBBHL hastaları için tedavi seçenekleri arasında kemoterapi, immünoterapi ve radyoterapi bulunmaktadır. Her üç tedavi yöntemi hastalığın evresine, risk faktörlerine göre ayrı ayrı kullanılabileceği gibi birlikte de kullanılabilir. Birlikte kullanıldığı rejimlere “kombinasyon tedavisi” adı verilir.

  1. Kemoterapi: Kanser hücrelerini öldüren veya büyümelerini engelleyen ilaçlara verilen isimdir. Bu gruptaki ilaçlar seçici özellikte değildir. Yani kanser hücresi yanında sağlam hücrelere de etki göstererek zarar verebilirler.
  2. İmmünoterapi: Bağışıklık sistemini uyaran ve/veya hedefleyen tedavi yöntemidir. İmmünoterapi ilaçları seçici özellikte ilaçlardır, kanser hücrelerini tanıyarak etki gösterirler.
  3. Radyoterapi: İyonize radyasyon kullanarak kanser hücrelerini yok etme yöntemidir.

Kök hücre nakli ise genellikle DBBHL tekrarladığında uygulanan bir tedavi yöntemidir. Fakat hastalığınızın risk grubuna göre nadir olsa da ilk sıra tedavide uygulanabilir.

YENİ TANI HASTALARDA TEDAVİ

R-CHOP tedavi rejimi, yeni tanı DBBHL hastalarının ilk sıra tedavisinde kullanılan, 5 (beş) farklı ilaçtan oluşan ve içerdiği ilaçların orijinal adlarının baş harflerinin bir araya getirilmesinden türetilmiş tedavi rejiminin adıdır.

R – rituximab (rituksimab)

C – cyclophosphamide (siklofosfamid)

H – doxorubicin (hydroxydaunomycin)(hidroksidaunomisin)

O – vincristine (Oncovin ®) (vinkristin, onkovin)

P – prednisolone (prednizolon)

R harfi ile gösterilen rituksimab bir kemoterapi ilacı değildir. İmmünoterapi grubunda yer alan ve direk olarak kanserli hücrenin kendisini hedef alan bir monoklonal antikordur. C, D ve O harfi ile gösterilen ilaçlar kemoterapi ilaçlarıdır. P harfi ile gösterilen prednizolon ise halk arasında kortizon olarak bilinen ilaçtır.

R-CHOP kemoterapi rejimi, mevcut tümör yada tümörleri küçülterek yok etmek ve lenfoma semptomlarını azaltmak için verilir. Amaç hastalığı tamamen ortadan kaldırmak yani tam şifa sağlamaktır.

R-CHOP; kemoterapi (CHOP) ve immünoterapi (R) ilaçlarının birlikte kullanıldığı bir kombinasyon tedavisidir. Bu tedavi kapsamında ilaçlardan dördü (R-CHO) serum yoluyla (Rituximab cilt altı da uygulanabilir) damardan uygulanırken bir tanesi (P) ise ağız yoluyla verilir. Damar yolundan veya cilt altı verilen ilaçların tamamını (rituximab, siklofosfamid, doksorubisin, vinkristin) sadece ilk gün uygulanır. Ağız yolu ile verilen prednizolon ilacı ise ilk 5 gün boyunca verilir.  Tedavi genelde 21 günde bir tekrarlanır (R-CHOP21), yan etkilerin durumuna göre tedavi aralıkları 28 gün olarak da uzatılabilir. Yine hastalığın evresine ve hastanın yaşına göre 14 günde bir verilen bir protokol de (R-CHOP14) bulunmaktadır. Eğer size uygun ise tedaviniz bu şekilde de uygulanabilir. Bu konuda gerekli bilgi hekiminiz tarafından verilecektir.

R-CHOP tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlı bazı yan etkiler görülebilir.

Rituksimab’a bağlı en sık görülen yan etkiler infüzyon (ilacın damardan serumla verilmesi) ilişkili yan etkilerdir. Özellikle, ilk infüzyon sırasında veya infüzyondan sonraki 2 saat içerisinde ateş, üşüme ve titreme gelişebilir. Daha nadir olmak üzere bazı hastalarda; kaşıntı, döküntü, bitkinlik, hasta hissetme, baş ağrısı, nefes almada güçlük, dil veya boğaz şişmesi, burun akıntısı veya kaşınması, kusma, ateş basması, çarpıntı, kalp krizi veya trombosit sayısında düşme görülebilir.

İnfüzyon ilişkili bu yan etkileri önlemek ve azaltmak için rituksimab öncesi bazı ek ilaçlar alacaksınız. Bunun dışında rituksimab aldığınız dönemde ağız içinde, dudaklarda ve ciltte ağrılı ülser benzeri yaralar çıkabilir. Vücutta döküntüler gelişebilir. Hepatit B taşıyıcısı ya da kronik aktif Hepatit B hastasıysanız rituksimab bu hastalığı alevlendirerek karaciğer yetmezliğine neden olabilir. Rituksimab tedavisinin en nadir ama en ciddi yan etkisi ise PML olarak kısaltılan progresif multifokal lökoensefalopatidir.  Bu durum rituksimab tedavisinin immün sistemi zayıflatması ile ortaya çıkan bir virusun neden olduğu ciddi bir beyin enfeksiyonudur. PML ölüm veya ağır sakatlıklarla sonuçlanabilir. PML için bilinen bir önleme yöntemi veya tedavi şu an için bulunmamaktadır.

Tedavi protokolü kapsamında uygulanan siklofosfamide bağlı kanlı işeme gözlenebilir, her iki cinste de kısırlığa neden olabilir. Bu nedenle R-CHOP tedavisine bağlı olarak kadının veya erkeğin çocuğunun olmaması riski nedeni ile ileriye yönelik erkekler için sperm (meni) saklamak ve kadınlar için ovum (yumurta) veya embriyo (döllenmiş yumurta) saklamak gerekebilir. Bu nedenle tedavinizin ileri bir tarihe ertelenmesi zorunluluğu doğabilir. Sperm/ovum saklama kararını hastalığınızın durumu, yaşınız ve isteğiniz doğrultusunda hekiminiz ile birlikte değerlendirmeniz önerilir.

Hidroksi-daunomisine bağlı kalp ritminde ve fonksiyonlarında bozulma meydana gelebilir. Vinkristin el ve ayaklarda yanma – uyuşma ile kendini gösteren nöropati dediğimiz bir sinir harabiyeti yapabilir. Prednizolon ise ise kas güçsüzlüğü, gastrointestinal sistem kanaması, gastrit, kan şekeri düzeylerinde yükselme, kilo alma, vücudda sıvı birikimi (ödem), bilinç bulanıklığı ve duygulanım durumu değişikliklerine yol açabilir.

Bunların dışında R-CHOP tedavi protokolünde kullanılan ilaçlara bağlı görülen en önemli yan etkilerden birisi kan hücrelerinin (alyuvar, akyuvar, trombosit) sayısının azalmasıdır. Alyuvar sayısının azalmasına bağlı halsizlik, yorgunluk, akyuvar sayısının azalmasına bağlı ateş ve infeksiyon, pıhtılaşma hücresi olarak bilinen trombositlerin azalmasına bağlı kanama görülebilir.  Bunun dışında iştahsızlık, bulantı, kusma, saç dökülmesi, ağızda aft benzeri yaralar, tırnak değişiklikleri, ishal, kabızlık, anksiyete, depresyon protokole bağlı görülebilecek diğer yan etkiler arasında sayılabilir.

Sayılan yan etkiler; R-CHOP tedavisi sırasında karşılaşılma olasılığı görece en yüksek durumlar olmakla birlikte burada açıklanmayan diğer yan etkiler de görülebilir. Tedavi sürecinizin mümkün olduğunca sorunsuz ve en düşük yan etki olasılığı ile tamamlanabilmesi için gereken tüm önlemler alınmış olmasına karşın, tedavinin olumsuz sonuçlarının tamamen bertaraf edilmesi mümkün değildir.

Önerilen Tedavinin/İşlemin Tahmini Süresi

R-CHOP tedavisi hastalığınızın evresi ve diğer risk faktörleri, tedaviye verilen yanıt, ilaçları tolere etme durumu ve olası komplikasyonların yönetimine bağlı olarak genellikle 21 günde bir olmak üzere 6-8 kurs uygulanması planlanır. Ancak 4 kürlük tedavi sonrası başlangıç tanısında yapılan tetkikler görüntüleme yöntemleri (PET) dahil tekrarlanacak, eğer yanıt yoksa yeni bir tedaviye geçilmesi düşünülebilir. Erken evre hastalarda 3 kür tedavi sonrası radyoterapi planlanabilir.

Önerilen Tedavinin/İşlemin Alternatifleri

DBBHL hastalarının birinci basamak tedavisinde kullanılan R-CHOP yaklaşık 20 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu konuda hekimlerin en deneyimli olduğu tedavidir. Yukarıda da yazıldığı gibi 21 günde bir uygulanır. Fakat hastanın yaşı ve hastalığın yaygınlığına göre uygulama süresinin kısaltıldığı R-CHOP14 tedavisi de mevcuttur. R-CHOP14 tedavisinde uygulanan rejimin kan hücreleri üzerindeki etkisini azaltmak ve hücrelerin çabuk toparlanmasını sağlama amacı ile G-CSF (Granulosit-koloni stimule edici faktör) denilen ve cilt altı uygulanan bir büyüme faktörü de tedaviye eklenir. Yine, R-CHOP tedavi rejimine etoposid olarak bilinen bir kemoterapi ilacının eklenmesi ile oluşturulan R-EPOCH isimli 6 ilaçtan oluşan kombinasyon tedavisi de birinci sıra tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Genelde genç hastalarda ve “primer mediastinal B hücreli” lenfoma alt tipinde daha sık kullanılmaktadır.

Önerilen Tedavi, İyileşme Süreci İle İlgili Olası Problemler ve Kritik Olan Yaşam Tarzı Önerileri

Tedavi süreci içinde, ateşinizin yükselmesi halinde mutlaka hekiminizi bilgilendirmelisiniz. Enfeksiyonu olan kişilerden uzak durmalı, çevrenizdekilere sarılma, öpüşme gibi yakın temas içerikli davranışlardan kaçınmalısınız. Havasız, tozlu, sigara dumanı olan ortamlardan uzak durmalı, odanızı sık sık havalandırmalısınız. Sigara kullanıyorsanız azaltmalı ve bırakmaya çalışmalısınız. Meyve ve sebzeler iyice yıkanmalı, süt pastörize veya iyice kaynatıp içilmelidir. Mümkünse dışarıda, özellikle temizliğinden emin olunmadığı yerlerde yemek yenmemelidir. Gerek ağız gerekse vücut temizliğine özen gösterilmeli, tırnaklar derin kesilmemelidir. R-CHOP tedavisi ile genellikle vücutta pıhtılaşma hücreleri olarak bilinen trombositlerin sayısında azalma gözlenmemektedir. Eğer trombosit sayısı düşecek olursa tıraş olurken jilet kullanılmamalıdır. Hekiminiz tarafından sıvı kısıtlaması önerilmediği sürece bol sıvı almalı, özellikle yaz aylarında aldığınız sıvı miktarını artırmalısınız. Kemik tutulumu olan hastalarda patolojik kemik kırığı riskini azaltmak için uygulanan bazı tedaviler nadiren de olsa çene osteonekrozu olarak adlandırılan çene kemiği yaralarına neden olabilir. Bu nedenle tedavi sürecinizde gerek diş çekimi, gerekse önerilen diğer tedaviler noktasında mutlaka takip eden hekiminizden görüş almalısınız.

TEKRARLAYAN (NÜKS) HASTALIKTA TEDAVİ

Hastalığı tekrarlayan hastalarda “Kurtarma tedavisi” adı verilen genelde hastanede yatırılarak yapılan R-CHOP tedavisine göre daha yoğun olan tedavi rejimleri kullanılır. Bu tedaviler 2-4 kür uygulandıktan ve yanıt alındıktan sonra otolog kök hücre nakli denilen tedavinin yapılması altın standart kabul edilmektedir. Nakil öncesi seçilebilecek birkaç tane kurtarma rejimi bulunmaktadır ve aynı R-CHOP rejiminde olduğu gibi kullanılan ilaçların baş harfleri ile tanımlanmaktadır (R-ICE, R-DHAP, GVP, R-MINE vb.). Bu tedavi rejimleri ile yanıt oranları yaklaşık olarak birbirine benzerdir.

İnceleme Altındaki Tedaviler

Halen gerek yeni tanı gerekse nüks ya da ilk tedaviye dirençli DBBHL hastalarının tedavisi için birçok tedavi rejimi konusunda  klinik çalışmalar devam etmektedir. Bu tedaviler arasında avelumab (Bavencio), MOR208, polatuzumab vedotin, ublituximab, umbralisib ve utomilumab ilk akla gelen ilaçlar olarak sayılabilir. Bu ilaçların çoğu hedef tedavi olarak bilinen direkt olarak kanser hücrelerini hedefleyen ilaçlardır.  Kitapçığın başında açıkladığımız moleküler alt tiplerden germinal merkez B hücresi tipindeki DBBHL hastaları kemoterapi tedavisine ABC alt tipine sahip olanlardan daha iyi yanıt verebildiklerinden, araştırmacılar özellikle ABC DBBHL’li hastalar için sonuçları iyileştiren yeni tedavileri araştırmaktadır. Yine daha önce açıkladığımız double hit lenfomalarda da bu hedef tedavi rejimleri konusunda çalışmalar devam etmektedir. Burada önemli olan nokta, yeni tedaviler keşfedildiğinde veya mevcut tedaviler geliştirildikçe tedavi seçeneklerinin değişebileceği unutulmamalı ve hastayı takip eden hekimle sürekli diyalog halinde olunmalıdır.

Tedavi sonrası izlem

Tedavisi başarı ile tamlanan lenfoma hastalarında tekrarlama riski bulunduğu için mutlaka takiplerinin devam etmesi gerekir. Önerilen takip şekli özellikle ilk 2 sene için 3 ayda bir, 2-5 sene arasında 6 ayda bir, 5 seneden sonra senede 1 kez olacak şekildedir. Takipler muayene, kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri ile yapılır. Özellikle görüntüleme yöntemlerinden hangisinin hangi aralıklarla yapılacağı konusunda sizi takip eden hekiminizle görüş alışverişi yapmanız uygun olacaktır.

Referanslar

  1. https://www.uptodate.com/contents/diffuse-large-b-cell-lymphoma-in-adults-beyond-the-basics
  2. https://www.nccn.org/patients/guidelines/nhl-diffuse/files/assets/common/downloads/files/diffuse.pdf
  3. https://www.lymphoma.org/aboutlymphoma/nhl/dlbcl/
  4. https://www.leukaemia.org.au/disease-information/lymphomas/non-hodgkin-lymphoma/other-non-hodgkin-lymphomas/diffuse-large-b-cell-lymphoma/

 

KANSER HASTALARI VE GRİP: BİLMENİZ GEREKENLER

Bağışıklık sistemi hastalığa ve ilaçlara bağlı baskılanan kanser hastalarının kendilerini her türlü infeksiyondan korumaları önemlidir. Bu nedenle kanser hastaları için grip ile ilgili sık sorulan soruları bu yazıda yanıtlamaya çalışacağız.

Devamını Oku »

YENİ TANI MULTIPLE MYELOMA HASTALARINDA DARATUMUMAB İLE ETKİLEYİCİ SONUÇLAR

Bortezomib, melfalan ve prednizon (VMP) kombinasyonu otolog kök hücre nakli için uygun olmayan yeni tanı multipl miyelom hastaları için standart tedavidir. Daratumumab ise nükseden veya dirençli multipl miyelomlu hastalarda standart tedavi rejimleri ile birlikte etkinlik göstermiştir. New England Journal of Medicine Tıp Dergisinin son sayısında otolog kök hücre nakline uygun olmayan yeni tanı Multiple Myelom Hastalarındaki Daratumumab + VMP sonuçları açıklandı.

Devamını Oku »

KANSER TEDAVİSİ VE UYKU SORUNLARI

Uyumada zorluk çekiyorsanız doktorunuzla veya sağlık ekibinizle konuşarak, ihtiyacınız olan yardımı almaya çalışın. Uzun süre devam eden uyku sorunları anksiyete veya depresyon riskini artırabilir.

Devamını Oku »

LENFOMA VE BESLENME

İnternette tarama yaparken veya gazete ya da kitap okurken bazı gıdaların kanseri önleyebileceğine ve iyileştirebileceğine yönelik haberlere rastlayabilirsiniz. Günümüzde, bilimsel olarak yiyeceklerin kanseri tedavi edebileceğine dair hiçbir kanıt yoktur. Bu nedenle, okuduğunuz veya dinlediğiniz herhangi bir iddia için mutlaka dikkatli olun. Fakat şu da bir gerçektir ki, sağlıklı bir diyet hastalığınızın iyileşmesinde bazı yararlar sağlayabilir.

SAĞLIKLI DİYET NEDİR?

Sağlıklı bir diyet vücudun büyümesi, onarımı ve iyi çalışması için gerekli olan yapı taşlarını kişiye sunan farklı yiyecek gruplarından oluşur.

Karbonhidratlar (nişastalı gıdalar)

Karbonhidratlar vücudunuzun ana enerji kaynağıdır. Ayrıca, sindirim için çok önemli olan lifleri de sağlarlar.  Karbonhidratlar, günlük yiyecek alımının yaklaşık üçte birini oluşturmalıdır. Karbonhidratlardaki gıdalar arasında pirinç, ekmek ve makarna bulunur. Sağlıklı beslenme için kepekli veya tam buğday çeşitlerini seçmek daha uygundur.

Protein

Protein vücudunuzun büyümesi ve onarımı için önemlidir. Lenfoma tedavisi sırasında ve sonrasında vücudunuzun iyileşmesine yardımcı olmak için her zamankinden daha fazla proteine ​​ihtiyacınız olabilir. Et, balık, yumurta, fasulye ve mercimek yüksek protein içeren gıdalardır. Sağlıklı bir seçenek için, yağsız veya az yağlı et tercih edin. Kırmızı et, iyi bir protein kaynağı olduğu kadar iyi bir demir ve çinko kaynağıdır.

Gerek daha önce sitemizde yayınladığımız bir araştırmaya gerekse Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun yayınlarına göre, aşırı kırmızı et tüketimi ile lenfoma, miyelom ve diğer bazı kanserler arasında bir bağ olduğu bilinmektedir. Bu nedenle yemekte pişirdiğiniz kırmızı eti kişi başı günde 70 g ile sınırlayın.

Haftada en az 2 porsiyon balık tüketilmesi iyi olur. Bunlardan 1 tanesi somon gibi yağlı bir balık olabilir. Mevcut beslenme rehberleri hamilelerde haftada 2 porsiyondan daha fazla yağlı balık tüketimini önermemektedir.

Süt ürünlerini ve sütten yapılmış yiyecekleri de diyetinize eklemelisiniz. Süt, kemik sağlığı için önemli olan kalsiyum, çinko (yaraların iyileşmesine yardımcı olmak gibi çeşitli fonksiyonlara sahip bir mineral) ve protein sağlar. Süt, yoğurt ve peynir iyi bir süt kaynağıdır. Normalde, sağlıklı bir seçenek için tam yağlı olmayan çeşitleri seçmek ve doymuş yağ oranı yüksek olan tereyağı yerine az yağlı olan seçenekleri kullanmak daha doğrudur. Ancak, kilo almaya çalışıyorsanız, daha yüksek yağlı seçenekleri de tercih edebilirsiniz.

Yağ

Yağ, önemli bir enerji kaynağıdır ve faydalı vitaminler sağlar. Doymamış (“İyi”) yağlar, kalbinizin sağlıklı kalmasını ve kolesterolünüzü düşürmede yardımcı olabilir. Avokado, brezilya fıstığı ve yağlı balık gibi gıdalar doymamış yağ kaynakları için örnektir. Bu iyi yağları günlük diyetiniz için yaptığınız yemeklerde de kullanabilirsiniz.

Doymuş yağ alımını ise sınırlamalısınız. Bu yağ türü, tereyağı, et, kek gibi gıdalarda ve birçok işlenmiş gıdada, örneğin sosis ve cipslerde bulunur. Az miktarda doymuş yağ alabilirsiniz (kadınlar günde en fazla 20 g yemelidir; erkekler günde en fazla 30 g yemelidir). Fazla alınan doymuş yağ kalp hastalığı ve felç gibi hastalık risklerini artırır. Ambalajdaki beslenme bilgilerini kontrol ederek bir üründeki yağ miktarının ne kadar olduğunu görebilirsiniz.

Vitaminler ve mineraller

Meyve ve sebzeler en iyi vitamin ve mineral kaynağıdır. Vitaminler ve minerallerin, bağışıklık sisteminizi, kemiklerinizi, dişlerinizi ve cildi sağlıklı tutmak gibi birçok farklı fonksiyonu vardır. Mineraller dişlerinizin ve kemiklerinizin gücü için önemlidir. Ayrıca, yediğiniz yiyecekleri kullandığınız enerjiye dönüştürmeye de yardımcı olurlar.

Önerilen meyve ve sebze alım miktarı günde en az 5 porsiyon (80g) ‘dur. Bir porsiyon için aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

  • Bir adet elma
  • 1 adet muz veya 1 adet kavun dilimi
  • 3 yemek kaşığı havuç, bezelye veya mısır
  • 7 küçük (kiraz) domates.

Yeterli vitamin ve mineral alamayacağınızı düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşun. Gıda takviyelerini doktorunuza danışmadan almayın. Çünkü kullanacağınız gıda takviyeleri diğer ilaçlarla etkileşim gösterebilir.

Lifler

Lifler, kalbinizin sağlıklı kalmasını ve sindirim sisteminizin iyi çalışmasını sağlar. Meyveler, sebzeler, tahıllar ve patatesler gibi bitkilerden gelen gıdalarda bulunur. Ayrı bir yiyecek grubu olarak sınıflandırılmasa da, her gün 30 g lif tüketmeyi hedeflemelisiniz.

İştahınız iyi ve rahat yemek yiyebiliyorsanız aşağıda verilen “Dengeli Beslenme Piramidi” rehber olarak kullanılabilir. Dengeli beslenme piramidi, çeşitli gıdaların günlük diyetinizi hangi oranda oluşturması gerektiğini gösterir.

  • Bol karbonhidratlı (nişastalı) gıdalar
  • Bol meyve ve sebze
  • Daha az et, balık, yumurta ve bakliyat
  • Daha az süt ve diğer süt ürünleri
  • En az olarak yağ ve şeker içeren gıdalar.

Lif içeriği yüksek başlıca yiyecekler olarak yulaf ezmesi, bulgur, elma, brokoli, ıspanak, havuç, yeşil erik, bezelye, incir, enginar, armut ve cevizi sayabiliriz. Bu yiyeceklerden çiğ olarak tüketilenleri infeksiyon riski nedeniyle beyaz kürelerinizin düşük olduğu kemoterapi döneminde mümkün olduğu kadar almamaya özen gösterin.

LENFOMA TEDAVİSİ SIRASINDA NASIL BESLENMELİYİM?

Lenfoma tedavisinde sağlıklı bir şekilde ihtiyacınız olan besinlerin alınması önemlidir. Kemoterapiyi tolere etmenize ve infeksiyona karşı korunmanıza yardımcı olabilir. İyi beslenme hem duygusal hem de fiziksel olarak kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olabilir. Tedaviniz sırasında yeme ve içme konusunda tavsiye almak için doktorunuzla ve sağlık ekibinden biriyle görüşün. Doktorunuz size gıda takviyeleri verebilir veya bir diyetisyene yönlendirebilir ya da gerekirse diyetisyenle birlikte özel beslenme ihtiyaçlarınıza göre destek verir.

Lenfomalı hastalardaki yeme problemlerini önlemek ve nötropenik (savaşan hücresi düşük) hastaların beslenmesini düzenlemek için bu konuda yayınlanmış rehberler bulunmaktadır. Tedavinin bir yan etkisi olarak ağzınızda yaralar gelişmişse buna yönelik tavsiyeleri uygulamanız gerekir. Diyetinizde herhangi bir değişiklik yapmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşmenizi öneririz.

İştah kaybı veya midede dolgunluk hissi

Lenfoma için başlanan bazı ilaçlar ve tedaviler, iştahınızı düşürebilir veya yemek yemeye başladıktan hemen sonra mide dolgunluğu hissetmenize neden olabilir. Bu genelde başlanan kemoterapinin yan etkisi olarak görülür. Bu durum bağırsak lenfomalarında hastalığın kendisine bağlı olarak veya bağırsağa ışın tedavisi (radyoterapi) uygulanmışsa da olabilir.

Yeterince yemek yiyemiyorsanız aşağıdaki ipuçlarını gözden geçirin:

  • Yemek öncesi su ya da başka sıvı almak istiyor ve yemek sonrası midede aşırı dolgunluk hissinden kaçınmak istiyorsanız, bu sıvı ya da sıvıları çok olmamak kaydı ile yemekten en az 30 dakika önce içmeye dikkat edin.
  • Yemeğinizi daha küçük tabaklarda servis edin.
  • Yemek saatleri yerine aç olduğunuzda yemek yeyin.
  • Yemek yeme sıklığınızı artırın, küçük atıştırmalıklarla az ve sık sık yiyin.
  • Kendisi çok ama vereceği enerji az olan gıdalar (salatalar ve çorbalar) yerine daha yüksek enerjili yiyecekleri (örneğin omlet, peynir gibi) seçmeniz uygun olur.
  • Yemeklerinizin içine yüksek enerji veren zeytinyağı, peynir rendesi gibi gıdalar eklemeyi unutmayın.

 

Kilo kaybı

Tedaviniz sırasında kilo vermeniz durumunda kalori alımını aşağıdaki yollarla arttırabilirsiniz:

  • Az yağlı alternatifleri değil tam yağlı seçenekleri (örneğin tam yağlı süt) seçin.
  • Makarna veya sebzelere peynir veya kendi hazırladığınız yüksek enerji içeren soslar ekleyin.
  • İçecekler ve pudingler için şeker, bal veya şurup ekleyin.
  • Diyetinizde ekmek, makarna, patates, sebze ve tereyağı bulunsun.
  • Kilo vermeye devam ederseniz, hekiminize mutlaka danışın.

Bulantı ve halsizlik

Mide bulantısı birçok kemoterapi ilacının ortak yan etkisidir. Radyoterapi sırası ve sonrasında da mide bulantısı hissedebilirsiniz.

Bulantıyı önlemek ve gidermek için:

  • Doktorunuza danışarak antiemetik (bulantı giderici) alabilirsiniz
  • Kraker, kızarmış ekmek veya pilav gibi kuru düz gıdaları tüketin
  • Zencefil bulantıyı azaltabilir. Zencefil çayı, zencefilli bisküvi veya kök zencefil gibi zencefilleri diyetinize ekleyin
  • Bulantıyı kötüleştirebilecek gıdaların kokusunu en aza indirgemek için yiyecekleri soğuk olarak tüketin veya bir mikrodalga fırında pişirin.

Tat değişimleri

Kemoterapi ve bazı biyolojik lenfoma tedavileri aldığınız gıdaların tadının değişmesine neden olabilir. Çoğu kişi bunu metalik bir tat olarak tarif eder. Yemeğinizin tadını artıracak otlar, baharatlar ve ev yapımı soslar ekleyebilirsiniz. Örneğin bir meyve sosu yaptığınız pudinglerin lezzetlenmesine yardımcı olabilir.

Ev yapımı limonata, zencefilli meyve sularını daha lezzetli bulabilirsiniz. Enerji içeceklerini önermiyoruz. Daha besleyici bir seçenek olan ve protein, vitamin ve minerallerin yanı sıra enerji sağlayan süt temelli içecekleri tüketebilirsiniz.

Birçok kişi lenfoma tedavisi süresince çay ve kahve kullanmak istemez. Çay içilecekse açık çay olarak içebilirsiniz. Kahveyi gündüz bir bardak alabilirsiniz, gece içilirse uykusuzluğa neden olabilir. Yine bitki çaylarını sakinleştirici etkisi ve bağırsak düzenleyici etkisi nedeniyle alabilirsiniz.

Tedaviniz sırasında yemek tadını bozan ağız içinde infeksiyon gelişebilir. Bu nedenle infeksiyondan kaçınmak için ağız bakımınızı yapın. Dişlerinizi yumuşak bir fırça ile düzenli olarak fırçalayın ve alkolsüz antiseptik bir gargara kullanın.

Tedavinizin tat duyusuna etkisi zamanla değişebilir. Tedavinizin başındaki tat değişiklikleri ile tedavinizin ileri döneminde meydana gelen tat değişiklikleri aynı olmayabilir. Bu nedenle başlangıçta beğenmediğiniz ve tat alamadığınız yiyecekler de dahil olmak üzere tedaviniz boyunca farklı gıdalar denemeye devam edin. Tedavinizin bitiminde herşey yolundaysa ve yeni tedavi alamayacaksanız tat duyunuz geri gelecektir.

İshal

İshal, lenfoma hastalığında kullanılan bazı tedavilerin yan etkisi olarak karşınıza çıkabilir. Bu durumu mutlaka doktorunuza veya sağlık ekibine bildirmelisiniz. İshal için aşağıda yazılanlara dikkat etmeniz gerekir:

  • Dehidrasyonu (sıvısız kalmayı) önlemek için bol miktarda sıvı tüketin.
  • Dehidrasyon bulgularının mutlaka farkında olmalısınız. İdrarınızı eskisine göre daha az ve daha koyu yapmak dehidrasyon bulgusudur.
  • Yemeği az az, sık sık yemeye ve sulu yiyecekler almaya özen gösterin.
  • İshalinizi yönetmek için diyetinizi değiştirmeniz gerekip gerekmediğini sizi takip eden doktorunuza, diyetisyeninize veya hemşirenize sorun.

Kabızlık

Kabızlık, lenfomada kullanılan bazı tedavilerin (kemoterapi, bulantı giderici ve ağrı kesici ilaçlar) yan etkisidir. Kabızlığı azaltmak için daha önce belirttiğimiz lifli yiyecekleri tüketmeye gayret edin. Bol miktarda sıvı içmek ve hafif veya orta derecede egzersiz yapmak da yardımcı olabilir. Tuvalete çıkmanızı sağlayacak müshil özelliğindeki ilaçları doktorunuza danışın.

LENFOMA VE DİYET HAKKKINDA SIK SORULAN SORULAR

İnternette tarama yaparken veya gazete ya da kitap okurken bazı gıdaların kanseri önleyebileceğine ve iyileştirebileceğine yönelik haberlere rastlayabilirsiniz. Günümüzde, bilimsel olarak yiyeceklerin kanseri tedavi edebileceğine dair hiçbir kanıt yoktur. Bu nedenle, okuduğunuz veya dinlediğiniz herhangi bir iddia için mutlaka dikkatli olun. Fakat şu da bir gerçektir ki, sağlıklı bir diyet hastalığınızın iyileşmesinde bazı yararlar sağlayabilir. Bu bölümde, lenfoma hastalarının veya hasta yakınlarının diyet ve lenfoma hakkında sordukları bazı genel soruları yanıtlıyoruz. Durumunuza özel tavsiyeler için doktorunuzla veya sağlık ekibinizle konuşmayı öneririz.

Tedavi sırasında greyfurt yenebilir mi?

Lenfoma tedavisi görürken greyfurt yemenin tehlikeli olabileceğini duymuş olabilirsiniz. Bazı gıdalar kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Bir ilacın etkili olabilmesi için vücuda alındıktan sonra parçalanması ve sonra kan dolaşımına girmesi gerekir. “Enzimler” olarak adlandırılan, özellikle de “CYP3A” olarak bilinen proteinler, bu süreçte önemlidir. Bu tür enzimlerin etkisini bloke eden veya artıran gıdalar, aldığınız ilacın daha az veya daha fazla kan dolaşımına geçmesine neden olabilir.

Greyfurt CYP3A’yi bloke edebilir. Bu nedenle, lenfoma tedavisi sırasında kullanılan bazı ilaçlar ile etkileşime girebileceği için bu konuyu mutlaka doktorunuza danışın.  CYP3A’yi engelleyebilecek diğer meyveler arasında bazı portakallar, böğürtlen, nar ve bazı üzüm çeşitlerinin de bulunduğunu unutmamak gerekir.

Yeşil çay lenfoma hastaları için güvenli midir?

Yeşil çay, Çin ve Hindistan’da yetişen bir bitki olan Camellia sinensis’in yapraklarından yapılır. Bilim adamları, yeşil çayın bazı kanserleri önleme ve kanser hücrelerinin büyümesini durdurma potansiyeline sahip olduğunu bildirmişlerdir. Fakat herhangi bir sonuca varmadan önce çok daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

 

Yeşil çayın kanser tedavisinde yardımcı olup olamayacağına dair çok fazla araştırma yoktur. Kronik lenfositik lösemi (KLL) hastalarında yapılan bir klinik araştırmada kanserli hücrelerin sayısının azaldığı ve yeşil çay içtikten sonra şişmiş lenf bezlerinin büyüklüğünde azalma olduğu gösterilmiştir.

Son zamanlarda, araştırmacılar, yeşil çayın, bortezomib (Velcade®) adı verilen ve myelom ile lenfoma tedavisinde kullanılan bir ilacın çalışmasını engelleyebileceğini bildirmişlerdir. Fakat bu bulgular yalnızca hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya aittir ve bunun insanlar için geçerli olup olmadığını anlamak için daha fazla araştırma gerekmektedir.

Lenfoma tedavisi görürken alkol alabilir miyim?

Alkol bazı ilaçlarla etkileşebilir ve onları daha az etkili hale getirebilir. Ayrıca, kemik iliğine de zarar verici etkisi vardır. Bu nedenle tedavi sırası ve sonrasında kullanılmasını önermiyoruz.

Sadece organik gıdaları mı yemeliyim?

Şu anda organik gıdaların kanseri önleyebileceğini veya kanserin tekrarlamasını durdurabileceğini destekleyen önemli bir kanıt bulunmamaktadır.

“Organik” terimi, insan yapımı gübreler ve zirai ilaçların kısıtlı kullanımı ile üretilen yiyecek anlamına gelmektedir. Araştırmalar, organik tahılların, meyve ve sebzelerin, daha yüksek seviyelerde antioksidan aktiviteye sahip bileşikler içerdiğini göstermiştir. Antioksidan dediğimiz bileşikler hücrelere zarar verebilecek serbest radikalleri absorbe eder. Artmış miktarda antioksidanların potansiyel ilave sağlık yararlarına yönelik bir araştırma henüz yapılmamıştır.

Pestisit kalıntıları ve yemlerde kalan herbisitler hakkında endişe duyan insanlar organik gıda yemeyi tercih eder. Bu düzeyler ülkelerin sağlık kuruluşları tarafından yakından izlenmekte ve gözden geçirilmektedir. Örneğin, 2015 yılında Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), glifosatı (yaygın olarak ekmekte bulunan bir kalıntı) “olası kanserojen” (potansiyel olarak kanserojen) olarak sınıflandırmıştır. Bu durum, Avrupa Birliği’nin glifosat kullanımını daha da kısıtlamasına yol açmıştır. Fakat unutulmamalıdır ki, gıdalardaki kalıntı seviyeleri, sağlık riski oluşturabilecek maksimum seviyenin çok altında kabul edilir.

Hodgkin dışı lenfoma (Non-Hodgkin Lenfoma) denilen lenfoma türünde böcek ilacı ve herbisitlere maruz kalan işçilerin hastalığa yakalanma riskinde artış olup olmadığına dair çalışmalar yapılmıştır. Sonuçlar çelişkilidir. Bu riskleri netleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Gıda takviyeleri yararlı mı, zararlı mı?

Sağlıklı ve dengeli besleniyorsanız, ilave bir vitamin veya mineral takviyesi almanız gerekmez. Yemek yemekte zorlanıyor iseniz, ek multivitamin ve mineral takviyesi almanız gerekebilir.

Bazı vitaminler ve mineraller yüksek dozlarda alındığında zararlı olabilir ve bazı ilaçlar ve kanser tedavisi ile etkileşim gösterebilir. Herhangi bir takviye almadan önce sizi takip eden doktorunuzla konuşmalısınız.

Bağışıklık sistemim baskılandığında kaçınmam gereken yiyecekler var mı?

Bağışıklık sisteminiz baskılandığında ya da nötropenik duruma geldiğinizde infeksiyonlara karşı savunmasız hale gelirsiniz. İnfeksiyonu önlemek için kaçınmanız gereken yiyecekler hakkında doktorunuzla görüşmeniz en uygunu olacaktır.

Şeker lenfoma hastalığımı kötüleştirebilir mi?

Bazı çalışmalar, kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden daha hızlı enerji kullandığını göstermektedir. Bununla birlikte, şeker yemenin lenfoma veya herhangi bir kanser türüne yol açtığına dair bir kanıt bulunmamaktadır. Şeker yememenin, lenfomayı iyileştirdiğine ya da tekrarlamasını azalttığına yönelik herhangi bir araştırma da bulunmamaktadır.

Eğer kilo kaybediyorsanız, şeker iyi bir enerji kaynağıdır. Enerji açığını kapatmanıza ve kilo almanıza yardımcı olabilir. Yeme zorluklarınız yoksa yukarıda verilen dengeli beslenme tablosundaki miktar kadar şeker tüketebilirsiniz.

Aşırı miktarlarda şeker tüketmek, çeşitli kanser türlerinin gelişimiyle bağlantılı olan obezite de dahil olmak üzere bazı sağlık risklerine yol açabilir.

Ekinezya çayı bana yardımcı olabilir mi?

Ekinezya (Echinacea purpurea), Papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait bir bitki türüdür. Kuzey Amerika’da yetişen bir bitkidir.

Ülkemizde de bolca bulunan şifalı bitkiler arasındadır. İnternette ve çeşitli kaynaklarda Ekinezya’nın bağışıklık sistemini güçlendirdiğine, kansere karşı kullanılabileceğine, kemoterapi ve/veya radyoterapiye bağlı oluşan yan etkileri düzeltebileceğine yönelik değerlendirmeler olmakla birlikte bu bitki türü ile çalışmalar devam etmektedir. Bu yazı yazılırken bunu destekleyecek herhangi bir bilimsel araştırmaya rastlanmamıştır.

Dışarıda yemek yiyebilir miyim?

Eğer yemek yeme konusunda iştahsızlık, bulantı, kusma gibi yakınmalarınız nedeniyle yeme zorluğu yaşıyorsanız bu durum sizi endişelendirebilir.

Beyaz küre sayınız düşükse yani nötropenikseniz dışarıda yemek yerken yiyecek güvenliği ile ilgili doktorunuzun verdiği önerilere mutlaka dikkat edin. Bu konuya “Nötropenik Hastalarda İnfeksiyon Riski” başlığı altında detaylı olarak değineceğiz. Fakat ana başlıklarla şu konulara dikkat etmek gerektiğini hatırlatıyoruz:

Dışarıdan yiyecek alırken:

  • Son kullanma tarihine dikkat edin.
  • Açılmış veya hasarlı olan paketlerdeki yiyecekleri almayın.
  • Paketlenmemiş hiçbir yiyeceği kullanmayın.
  • Aşırı doldurulmuş bir dondurucuda saklanan yiyecekleri satın almayın. Aşırı yükleme, dondurucunun sıcaklığını artırarak infeksiyon açısından yiyecek güvenliğini riske sokabilir.
  • Üretim tarihi yakın olan dondurulmuş yiyecekleri alın. Uzun yolculuğa çıkarsanız, bu malzemeleri serin tutmak için soğutucu poşetleri veya buz paketleri kullanın.
  • Çiğ eti ayrı alışveriş torbasında saklayın.
  • Alışveriş yaptıktan ve yiyeceğinizi poşete koyduktan sonra ellerinizi yıkayın.

Soğutulmuş ve dondurulmuş gıdaların saklanması:

  • Buzdolabınızı ve dondurucunuzun ideal sıcaklığında kalmasına özen gösterin. Bu konuda cihazınızın el kitabına göz atabilir ve buzdolabının içindeki sıcaklığı kontrol etmek için bir termometre kullanabilirsiniz. Genel olarak, buzdolabı sıcaklığı 0 ° C ile 5 ° C arasında olmalıdır. Dondurucu sıcaklığı -18 ° C olmalıdır.
  • Buzdolabınızın ve derin dondurucunun aşırı dolu olmasını önleyin, çünkü bu genel sıcaklığı artırabilir.
  • Üretici rehberini izleyerek buzdolabınızın iç kısmını ve dışını düzenli olarak temizleyin.
  • Toplu yemek yapıyorsanız ve yiyecekleri dondurucuda saklıyorsanız, yiyecekleri koyduğunuz tarihe göre etiketleyin.
  • Öğeleri aşağıda gösterildiği gibi buzdolabınızdaki doğru raflara koyarak çiğ yiyeceklerin diğer gıdaları kirletmesini önleyin.

 

 

HAZIR YİYECEKLER

 

Tereyağı/margarin, pişmiş etler,

kapalı tenceredeki yemek artıkları, paketlenmiş yiyecekler

 

 

Çiğ et, tavuk ve balık

 

 

Sebze ve meyveler

 

 

Lenfoma tedavisi görürken diyet yapılabilir mi?

Genellikle, tedavi sırasında kilo vermeye çalışmamanız gerekir. Çünkü bunu yapmak, bağışıklık sisteminizin güçsüzleşmesine yol açabilir. Tedavi için verilen kortizon (steroid) iştahınızı tetikler ve sıvı tutulmasına yol açarak kilo almaya neden olabilir. Kortizon almayı bıraktıktan sonra kilonuz normale dönmelidir.

Tedavi bittikten sonra da beslenmeme dikat etmeli miyim?

Sağlıklı bir diyet lenfoma tedavisi sırasında olduğu kadar tedavi tamamlandıktan sonra da önemlidir. İyi beslenmenin faydaları şunlardır:

  • Fiziksel ve zihinsel olarak iyi hissetmenize yardımcı olur.
  • İnfeksiyon riskini azaltır.
  • Enerjinizi ve dayanıklılığınızı arttırır.
  • Diğer kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olur.

Sağlık ve umutla kalın…

Prof. Dr. H. İsmail Sarı

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı

KAYNAKLAR:

  1. National Cancer Institute. 2016. Nutrition therapy in cancer care.
  2. Cancer Research UK. 2015. Food controversies.
  3. National Cancer Institute. 2014. Common cancer myths and misconceptions.
  4. National Cancer Institute. 2011. Agricultural health study.
  5. Kim, H et al. Inhibitory effects of fruit juices on cyp3a activity. Drug metabolism and disposition, 2006. 34: 521-523.

 

KRONİK HASTALIKLAR KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR

Araştırma, 31 Ocak’ta British Medical Journal adlı Tıp Dergisinde yayınlandı. Araştırmada, artmış kronik hastalık riskinin karaciğer, mesane, böbrek, mide, ağız ve kalınbağırsak kanser riskinde artışa neden olduğu gösterildi. Bu risk kötü yaşam tarzına bağlı elde edilen risk ile eşit bulundu. Bu nedenle araştırmacılar, “kronik hastalıkların veya bu hastalıklara ait biyolojik değişikliklerin en az sigara, alkol, düzensiz ve hatalı beslenme, obesite, hareketsizlik ve spor yapmamak gibi 5 kötü yaşam tarzı kadar bu kanserlerin nedeninde önemli bir rol oynayabileceğini” öne sürdüler.

Sigara, alkol, düzensiz ve hatalı beslenme, obesite, hareketsizlik ve spor yapmamak gibi 5 kötü yaşam tarzının kanserin önlenebilir nedenlerinden olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar, kronik hastalıklara sahip olmanın da kanser gelişiminde risk faktörü olduğu bilinen kötü yaşam tarzı kadar katkısı olduğunu, bu nedenle kronik hastalıkların “gözden kaçırılmış bir kanser risk faktörü” olduğunu belirtmektedir.

400.000’den fazla erkek ve kadın üzerinde yapılan bir çalışmada, beş yaygın kronik hastalığın ve/veya bu hastalığa ait bazı belirteçlerin pozitif olmasının, yeni kanser vakalarının beşte birine ve kanser ölümlerinin üçte birinden fazlasına katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu gözlemsel çalışmada standart tıbbi taramaya tabi tutulmuş kanser öyküsü olmayan 405.878 kişiden gelen veriler incelendi. Araştırmacılar, dünyadaki hastalık yükünün çoğunu oluşturan beş yaygın kronik hastalığın etkisini değerlendirdi. Hastalar yaklaşık 9 yıl takip edildi. Şeker hastalığı (diyabet), akciğer hastalığı; kalp hastalıkları, kronik böbrek hastalığı ve gut hastalığı olan ya da bu hastalıkların tanısında kullanılan tetkiklerin pozitif olduğu hastalarda, kanser görülme sıklığının ve kansere bağlı ölümlerin arttığı ve bu nedenle yaşam sürelerinin erkeklerde yaklaşık 13 yıl, kadınlarda ise 15 yıl ömrü kısaldığı bildirildi.

Araştırma, 31 Ocak’ta British Medical Journal adlı Tıp Dergisinde yayınlandı. Araştırmada, artmış kronik hastalık riskinin karaciğer, mesane, böbrek, mide, ağız ve kalınbağırsak kanser riskinde artışa neden olduğu gösterildi. Bu risk kötü yaşam tarzına bağlı elde edilen risk ile eşit bulundu. Bu nedenle araştırmacılar, “kronik hastalıkların veya bu hastalıklara ait biyolojik değişikliklerin en az 5 kötü yaşam tarzı kadar bu kanserlerin nedeninde önemli bir rol oynayabileceğini” öne sürdüler.

Mevcut kanser önleme stratejileri yaşam tarzı risk faktörlerine odaklanıyor ve kronik hastalıkları önlenebilir kanser risk faktörleri olarak görmüyor. Gelecekteki kanser görülme sıklığını ve kansere bağlı ölümleri tahmin etmek istiyorsak mutlaka kronik hastalıkların görülme hızını göz önünde bulundurmalı ve bunların tedavisine yoğunlaşmalıyız. Kronik hastalıkların başarılı bir şekilde kontrol altında tutulması veya tamamen tedavi edilmesi kanseri önlemede ve yaşam süresini uzatmada en etkili yol olacaktır.

Çalışmada, ayrıca, egzersizin kronik hastalıklar ve bunların belirteçlerinde düzelme sağladığı gösterildi. Düzelme sağlanan hastalarda ise kanser riski yaklaşık % 40 azalmıştır. Bu nedenle, siz değerli okuyucularıma, kanser ve diğer kronik hastalıkların riskini azaltmak için fiziksel aktiviteyi etkin, ucuz ve güvenli bir önleyici strateji olarak gördüğümü de özellikle ifade etmek istiyorum.

Sağlık ve umutla kalın…

Kaynak: Tu H ve ark. Cancer risk associated with chronic diseases and disease markers: prospective cohort study. BMJ 2018;360:134.

Prof. Dr. H. İsmail SARI

İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı

OCAK 2018 FDA ONAYLARI

  • FDA, kendisinin onayladığı bir test ile, tümörün dirençli olmayan epidermal büyüme faktörü reseptörüne (EGFR) sahip olduğu metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) hastalarının birinci basamak tedavisinde afatinibin (Gilotrif, Boehringer Ingelheim Pharmaceutical, Inc.) genişletilmiş endikasyonunu onayladı (12 Ocak 2018)
  • FDA, bir poli (ADP-riboz) polimeraz (PARP) inhibitörü olan olaparib tabletlerinin (Lynparza, AstraZeneca Pharmaceuticals LP) hasar verici veya şüphe edilen hasar verici germline BRCA mutasyonlu (gBRCAm), HER2-negatif metastatik meme kanseri hastaların tedavisinde kemoterapi ile birlikte kullanılmasını onaylamıştır (12 Ocak 2018).
  • FDA, erişkinlerde ön bağırsak, midgut ve arka planda nöroendokrin tümörler de dahil olmak üzere somatostatin reseptör pozitif gastroenteropankreatik nöroendokrin tümörlerin (GEP-NET’ler) tedavisinde radyoaktif işaretlenmiş bir somatostatin analoğu olan Lutetium Lu 177 dotatate’i (LUTATHERA, Advanced Accelerator Applications USA, Inc.) onayladı (26 Ocak 2018).
Wordpress Tema indir